Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2023/352 E. 2023/4103 K. 25.09.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/352
KARAR NO : 2023/4103
KARAR TARİHİ : 25.09.2023

MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/799 E., 2022/1745 K.
KARAR : İstinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Genç Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/164 E., 2019/122 K.

Taraflar arasındaki sınır tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Genç Belediyesi idari sınırına komşu olan Çevirme Köyü ile aralarında sınır konusunda ihtilaf yaşandığını, kadastro bilirkişilerince idari sınırların tespit edilemeyeceğini belirterek, Genç Belediyesi ile Çevirme Köyü arasındaki idari sınırların tespitini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Genç ilçesi, Yeşildere Mahallesi ile Çevirme Köyü arasında sınır ihtilafı olmadığını, sınırların 1937 yılında belirlendiğini ve ek olarak dosyaya sundukları krokide sınırların düzenlendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazlar başında keşif yapıldığını, keşifte mahalli bilirkişi ve tanıkların dinlendiğini, ayrıca keşfe ilişkin olarak bilirkişi raporu aldırıldığını, tüm bu hususların incelemesinde davacının iddia ettiği sınırların, mevcut sınırlardan farklı olduğu ve özellikle krokide yer alan sınırlarla uyumlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda sınırların hangi belgelere göre belirlendiğinin belirtilmediği, kadastro çalışma alanı sınırları ile idari sınırların farklı olduğu ancak bilirkişi raporunda bu hususun da açıklığa kavuşturulmadığı, bilirkişi raporunun hükme esas alınmaması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı olan yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK’nın 114/1-b maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taleplerinin yeni bir idari sınır oluşturulması ya da mevcut sınırın düzeltilmesi istemine ilişkin olmadığı, daha önceden belirlenen sınırların tespitinin yapılmasının talep edildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sınır tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.09.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY
Davacı vekili 26.05.2016 dava dilekçesinde aynen “(…) Çevirme Köyünde kadastro tesbit çalışmaları yapıldıktan sonra, taraflar arasında sınır uyuşmazlığı göstermiştir. Çevirme Köyü’ndeki kadastro tesbit çalışmalarında köye ait kadastro çalışma alanı sınırları tesbit edilirken, Yeşildere mahallesine ait sınırların bir kısmı, Çevirme Köyü’ne kadastro çalışma alanı sınırları içerisinde kalmış, bu sebeple Çevirme sakinleri, çalışma alanı sınırına idari sınır muamelesi yaparak kendi köylerine ait idari sınırların, kadastro çalışma alanı sınırı olduğunu iddia etmeye başlamışlardır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 5 inci maddesinde Belediye sınırlarının ne şekilde tesbit edileceği açıkça belirtilmiştir. Bu bağlamda Yeşildere Mahallesi de Genç Belediyesi sınırlarına dahil olduğunda, Genç Belediyesi tarafından, Yeşildere mahallesini de içine alacak şekilde Belediye sınırı ile Çevirme Köyü arasındaki idari sınırlar tesbit edilmiş ve bu tesbit işleminde de Çevirme Köyü’nün önceden bilinen idari sınırlarına her hangi bir müdahale edilmemiştir…” şeklinde açıklama yapıldıktan sonra, “(…) Genç Belediyesi ile Çevirme Köyü arasındaki idari sınırların yukarıda belirtildiği gibi olduğunun tesbitine, taraflar arasındaki muarazanın yapılan tesbite göre giderilmesine…” şeklinde talepte bulunulmuştur.

Keza; davalı vekili de bilirkişi raporuna itirazlarını içeren 20.02.2019 tarihli dilekçesinde “(…) Çevirme Köyü ile Genç Belediyesi arasında her hangi bir sınır ihtilafı söz konusu değildir. Sınırlar 1937 yılında belirlenip Çevirme Köyü sınırları krokisi çizilmiştir. Ve bu sınırlar hala geçerliliğini korumaktadır.” şeklinde yazılı beyanda bulunmuştur.

Ancak ilk derece mahkemesince 12.11.2018 tarihinde yapılan keşif sırasında mahalli bilirkişiler hazır bulundurulmuş, bu bilirkişilere (ve tanıklara) davalı köyün sınırları sorulmuş, keşif sırasında hazır bulundurulan fen bilirkişilerine de, köy sınırlarını gösteren kroki tanzim ettirilmiştir. Bilirkişi raporlarına hem davacı vekili, hem de davalı vekili itiraz etmiş olmasına rağmen, yeni bir rapor alınmasına gerek duyulmaksızın davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu çoğunluk kararı ile kabul edilmekle birlikte, yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesi ile HMK’nın 114/1-b maddesi gereğince değişik gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyiz istemi de, dairemizin çoğunluk görüşü ile red edilerek, istinaf kararının onanmasına karar verilmiştir.

Oysa davacı vekili yukarıda özetlenen dava dilekçesinde açıkça, davalı köy ile sınırın 5393 sayılı Yasa ile belirlendiğini, ancak davalı köyün kadastro çalışma alanı sınırını idari sınır kabul ederek ihtilaf çıkardığını ileri sürerek, sınırın belirlenerek muarazanın giderilmesini talep etmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilaf yeni bir sınır belirlenmesi veya sınırın değiştirilmesi, yani, idari bir işlemin iptali ya da değiştirilmesi değil, daha önceden idari işlem ile belirlenen sınırın tesbiti talebinden ibarettir. Muarazanın olup olmadığı ise, bu tesbitten sonra karara bağlanabilecektir.

HMK’nın 106 ncı maddesi “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.

(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” şeklindedir.
Dava dilekçesinde tesbit ile birlikte ayrıca muarazanın giderilmesi de talep edildiğinden, davacının, sadece maddi vakıanın tesbiti talebinde bulunduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Dolayısı ile davacının, bu davayı açmakta hukuki yararının olduğu kabul edilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararında belirtilen “(…) Adli yargıda açılacak bir eda davasında hiç bir zaman kullanılamayacağı; buna karşılık, idareyi idari bir işlem yapmaya yöneltecek veya idari yargıda açılacak bir davada idare mahkemesine sunulmak ve idareyi veya mahkemeyi hukuken bağlayıcı nitelikte bir belge etmek amacıyla açıldığı anlaşılan tesbit davası adli yargı yerinde görülemeyecek ve görev yönünden reddi gerektiği anlaşılmıştır…” şeklindeki gerekçesi ise hukuki olmaktan uzaktır. Davacı, zaten mahalli idare birimidir. Buradan alacağı bir karar ile hangi idareyi ne tür bir idari işlem yapmaya yöneltebileceği müphemdir. Kaldı ki; kişi ve kurumların, ileride adli ya da idari yargıda dava açmadan önce bir tesbit talebinde bulunmalarında usule aykırı bir yön de bulunmamaktadır.

Davacı idarenin böyle bir dava açmaktaki amacı, Belediye Kanunu, İmar Kanunu veya diğer kanunların Belediyeye tanıdığı görevleri yerine getirmek, verdiği yetkileri kullanmak, bu görevleri yerine getirirken ve yetkileri kullanırken hukuka bağlı kalmak, sınırları dışında kaldığı için görev ve yetki alanına girmeyen bir alanda idari işlem veya eylem yaparak ileride açılması muhtemel bir tazminat davasına maruz kalmamak vs. de olabilir; ancak idarenin dava açmaktaki saikinin tesbiti yargılamanın konusu değildir. Usul yönünden araştırılması gereken, dava açılan mahkemenin görevli ve yetkili olup olmadığı ile, tesbit davasında davacının hukuki yararının bulunup bulunmadığının tesbitinden ibarettir.

Mahkemece yapılması gereken; davacı … ile davalı köy arasında Belediye Kanunu’nun 5 inci maddesine göre belirlenmiş geçerli bir sınır tespiti yapılıp yapılmadığı, bu tespitin kesinleşip kesinleşmediğini ilgili idari birimden sormak, davalı vekilinin savunmasında belirttiği gibi 1937 tarihinde belirlenmiş bir sınır bulunup bulunmadığını araştırmak, tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra mahallinde uzman teknik bilirkişi ile birlikte keşif yaparak bu belgelere göre sınırları tesbit etmek, bir çelişki bulunduğu takdirde hangi sınır tespitine ne gerekçe ile değer verildiği açıklanarak hüküm oluşturmaktan ibaret olmalıdır. Hükmün, eksik araştırma nedeniyle bozulması gerekir. Bu hususlar gözardı edilerek verilen hükmün onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.