YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/626
KARAR NO : 2023/2250
KARAR TARİHİ : 24.04.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tapu iptal ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma talepli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin dava değeri itibariyle reddine, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı … vekili, müvekkilinin 284 ada 142 parsel sayılı taşınmazda inşa edilen A Blok 1 numaralı bağımsız bölümü, dava dışı ….. Tarım İnş Ltd Şti’den şirket inşaatında yaptığı malzemeli mermer işçiliğine karşılık 04.06.2012 tarihinde satın ve teslim aldığını, satıcı firmanın müvekkili adına kredi kullanmak istediğini ancak davacı adına kredi çekmesinin mümkün olmaması nedeniyle davalı adına konut kredisi çekilerek bağımsız bölümün davalı … adına tapuda satışının yapıldığını, davalı adına çekilen konut kredisi tutarının da davalı tarafından satıcı şirkete verildiğini, konutta fiilen oturmakta olduğunu, satış işleminin muvazaalı olduğunu beyan ederek, davalı … adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı … vekili, müvekkilinin dava konusu taşınmaza ilişkin Cihanbeyli İş Bankası Şubesinden 60.000,00 TL bedelli konut kredisi çekildiğini, bu kredinin banka tarafından taşınmaz sahibi şirket hesabına yatırıldığını, kredinin taksitlerinin de halen müvekkili tarafından ödendiğini, müvekkilinin de satıcı şirkete iş yaptığını, 54.763,00 TL iş karşılığı alacağı bulunduğunu, bu alacakla birlikte bağımsız bölüm bedeli toplam 114.763,00 TL ödenmiş olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
2. Birleştirilen dosyada davalı vekili; davacının talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.02.2018 tarihli ve 2015/759-2018/113 Esas- Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 10/09/2020 tarih, 2020/1851 Esas ve 2020/4849 Karar sayılı kararı ile; davacının davasını hangi hukuki sebebe dayandırdığının mahkemece açıklattırılması ve bu doğrultuda araştırma ve inceleme yaparak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyularak davacıya talebi açıklattırılmış davacı vekili davanın dayanağının TMK 1023 maddesi olduğunu beyan etmiş mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının davalılar arasındaki muvazaayı ispatladığını ve bu nedenle tapuya güven ilkesinin somut olayda uygulama imkanının bulunmadığını, tapuya güven ilkesine körü körüne bağlı kalmanın telafisi imkansız zararların meydana gelmesine sebebiyet vereceğini, davacının malik sıfatıyla yaklaşık 15 senedir daireyi fiilen kullandığını ve bu hususun davalıların bilgisi dahilinde olduğunu, dolayısıyla davalı …’ın dava konusu edilen dairenin müvekkile ait olduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını, muvazaanın tarafı olmadıklarından her türlü delille muvazaayı ispatlayabileceklerini ve tanıkla da dairenin davacıya ait olduğunu ispatladıklarını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, yap-satçı konumundaki yüklenicinin temlikine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölüm yüklenici tarafından (somut olayda davalı şirket yap-satçı konumundadır.) temlik ettiği kişi dışında üçüncü bir kişiye tapudan devredilebilir. Tapu kaydını devralan üçüncü kişinin hukuki durumu TMK’nin 1023 ve 1024. maddeleri gereği değerlendirilmesi gerekir. Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişesi taşımamaları ve dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat “hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.” Belirtilen ilke, TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” hükmü yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki TMK’nin 1024. maddesinde de “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki, tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
2. Gerçekten, kayıt malikinin mülkiyeti kötüniyetle kazandığı ileri sürülmüşse, üçüncü kişinin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken şahıs olup olmadığına bakılması gerekir. Çünkü, TMK’nin 1024. maddesi uyarınca bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişilerin yolsuz olan bu tescile dayanma olanakları yoktur ve yasa ve uygulamadaki deyimiyle bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan ve hukuki sebepten yoksun bulunan tesciller yolsuz tescil sayılacağından, hakkı zedelenen üçüncü kişinin iyiniyetli olmayan malike karşı doğrudan doğruya şahsi hakkına dayanması mümkündür.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.