YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/793
KARAR NO : 2023/3224
KARAR TARİHİ : 08.06.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve yıkım davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; davacı ile davalının Burdur ili, …. ilçesi, …. Köyü, 518 parsel sayılı taşınmazda müşterek malik olduklarını, aralarındaki rızai taksime ve fiili kullanıma dayalı olarak araziyi kullanırlarken davacının kullanmakta olduğu yere davalı tarafından müdahale edilerek ahır yapıldığını, Burdur ….. Noterliğince 24/08/2009 tarihli gönderilen ihtarnameye rağmen davalının vaki tecavüzünü sona erdirmediğini beyan ederek; özel hukuka ilişkin dava ve hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu 518 parsel sayılı taşınmazdaki fiili kullanım sonucu davacının kullanımında olması gereken arazi parçasına davalı tarafın vaki müdahalenin men’ini ve tecavüzlü yapı ve eklentilerinin kal’ini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili; hissedarların kendi aralarında yapmış oldukları taksimin yasal olmadığını, kendi aralarında ihtiyaca göre, birbirlerine rıza göstererek herkesin ev, ahır ve samanlık yaptığını, dolayısıyla müvekkilinin hissedar olmadığı bir parsele rıza dışı ev, ahır ve samanlık yapma durumunun söz konusu olmadığını, bir paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım varsa açacağı el atmanın önlenmesi davasının dinlenilmesi olanağı olmadığını, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunun el atmanın önlenmesi davası değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyunun satış yoluyla giderilmesi dava açmak suretiyle çözümlenmesi gerektiğini, davacının iyi niyetli olmadığını, fiili kullanıma bakılırsa davacının çok daha fazla yer kullandığını, müvekkilinin ahırının yığma yapı olduğunu, varsa tecavüzlü bir kısım, bu kısmın yıkılmasının mümkün olmadığını, varsa tecavüzlü alanın değeri, yıkılması durumunda ahırın toplam değeri, tamirat onarım giderleri ile tecavüzlü olduğu iddia edilen tarlanın değeri arasında da fahiş bir fark olacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Dahili davalı … 30/04/2013 tarihli duruşmadaki beyanında; açılan davaya bir diyeceği olmadığını, beyan etmiştir.
3.Dahili davalı …, …, …,….. … 30/04/2013 tarihli duruşmadaki beyanında; takdir Mahkemenindir, şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
4.Dahili davalı … 11/06/2013 tarihli duruşmadaki beyanında; tekrar ölçüm yapılsın, şeklinde beyanda bulunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 14/01/2014 tarihli ve 2010/132 Esas, 2014/28 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin 14/01/2014 tarihli ve 2010/132 Esas, 2014/28 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 06.10.2021 tarih ve 2021/ 455 Esas, 2021/1561 Karar sayılı ilamında; “…Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir .
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir .
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Tapu Kanunu’nun 26 ncı maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nın 2 nci maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir .
Somut olayda, her ne kadar mahkemece davanın kabulüne yönelik ilk karara karşı Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yukarıda açıklanan gerekçelerle bozma yapılmışsa da, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olduğu veya fiili kullanma biçiminin oluştuğu davacı tarafça kanıtlanamamış olduğundan, davacının taşınmazda kullandığı bir alan bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi hükmün bozulmasını gerektirmiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi, başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararında; “… Bozma ilamı doğrultusunda tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olduğunun veya fiili kullanma biçiminin oluştuğunun davacı tarafça kanıtlanamamış olduğu …” gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; yerel mahkemece son celsede mesleki mazeretlerinin reddedilerek hatta bozmaya yönelik beyanları dahi alınmadan yoklukta verilen hükmün usul ve yasaya uygun olmadığını, aynı celse içerisinde mazeretin reddedilip tahkikat duruşmasına son verilerek sözlü yargılamaya geçilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, adil savunma ve yargılanma haklarının ihlal edildiğini, rızai taksime ve fiili kullanım biçimine aykırı olarak müvekkilinin kullandığı kısıma ahır yapılmak suretiyle müdahale edildiğini, paydaşları bağlayıcı taksimin ve parselasyonun varlığı tanık beyanlarıyla sabit olduğu halde verilen kabul hükmünün Yargıtayca bozulmasının yerinde olmadığını, tanık Hamza Atmaca’nın yeri diğer mirasçılardan satın aldığına dair beyanıyla da fiili kullanım bulunduğunun açıkça ortaya konulduğunu, fiili kullanım yok ise çekişmesizce ahır da yapılamayacağını, tanık …’ın da paylaşım yapılırken iplerle ölçüm yapıldığı şeklinde beyanda bulunduğunu, Hukuk Genel Kurulu Kararlarında da belirtildiği şekilde tüm paydaşların katılımı ile oluşmuş fiili bir kullanımın bulunduğunu beyan ederek; temyiz isteminde bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “İyiniyetli olmayan zilyet bakımından” kenar başlıklı 995 inci maddesi hükmüne göre; “Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Mülkiyet hakkının içeriği” kenar başlıklı 683 üncü maddesinin 2 inci fıkrası hükmüne göre; “Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Yararlanma, kullanma ve koruma” kenar başlıklı 693 üncü maddesine göre; “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.”
3. Değerlendirme
1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
08.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.