Yargıtay Kararı 8. Ceza Dairesi 2019/29091 E. 2020/10146 K. 20.02.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/29091
KARAR NO : 2020/10146
KARAR TARİHİ : 20.02.2020

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : İşkence
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, istinaf başvurusunun esastan reddi

Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanık … müdafinin şikayetçi beyanı dışında delil elde edilmeden eksik inceleme ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanık … müdafinin, sanığın eylemi haksız tahrik altında gerçekleştirdiğine ve atılı suçun yasal şartlarının oluşmamasına rağmen eksik inceleme ile verilen mahkumiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nın 302/1. maddesi uyarınca TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİNE, 20.02.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

(KD) (KD)

KARŞI OY
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; polis memuru olarak görev yapan sanık … ve …’in aralarında şahsi husumet bulunan katılana karşı gerçekleştirdiği fiillerin atılı işkence suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.
1) İşkence suçunun sistematik ve sürekli olma unsurunun fiilde bulunmadığına ilişkin itirazlarımız;
Sanık …, … ili Mazıdağı ilçesinde görev yapan polis memuru olup, katılan ise sanığın eşi …’nın eski patronudur. Sanığın eşi, katılanın … ilindeki işyerinde bir süre çalışmış ve aralarında duygusal ilişki yaşandığı, katılanın …’ya ev almak için 150 bin lira para verdiği, daha sonra bu paranın ödenmediği, …’nın işten ayrılarak ve katılan ile görüşmeyi bırakarak Mazıdağında yaşayan eşi olan sanığın yanına geldiği, katılanın ise bu parayı veya evi geri almak için olay günü geceleyin yeğeni ile Mazıdağı ilçesine geldiği ileri sürülmektedir. Katılanın geceleyin yolda karşılaştığı tanıklara “Polis İbrahim” olarak belirttikleri sanığın nerede kaldığını, polislerin Öğretmenevinde mi kaldıklarını, orada kaç polis kaldığını sorduğu ve şüphe üzerine polise ihbar edilmelerinden sonra sanık …’inde içinde olduğu komiser yardımcısı (hakkındaki dava tefrik edilen) Sanık … … ve polis memuru sanık …’tan oluşan ekip tarafından gözaltına alındığı hususu sabittir.
Mahkemenin kabulüne göre katılan emniyete getirildiği gece saat 03.45 ila buradan Hastaneye götürüldüğü 05.28 arasındaki 103 dakika boyunca sanıklar İbrahim, … ve …’in saldırısına ve kötü muamelesine uğramıştır. Yargılama sonunda sanıklardan … hakkındaki dava tefrik olunmuş; Gökhan hakkında ise beraat kararı verilmiştir. Diğer sanık …’in teşdiden 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmolunmuştur. Sanık …’ın ise, işkence suçundan TCK’nin 95/3. maddesi gereğince “failin güttüğü amaç ve saik” de nazara alınarak teşdiden 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, işkence suçunun oluşabilmesi için sistematik olarak ve belli bir süreç içerisinde işlenen, süreklilik arz eden fiillerin bulunması gerektiği doktrinde ittifakla ifade edilmektedir. TCK’nin 94. maddesinin gerekçesine göre, “işkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arz eden bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh ve irade yeteneği üzerinde tahrip edici etkilerin olmasıdır. Bu etkilerin uzun süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırım altına alınmasını gerektirmiştir.”
“İşkence suçunun oluşabilmesi için, sistematik olarak ve belirli bir süreç içersinde işlenen, süreklilik arz eden fiillerin varlığı” unsuruna madde metninde yer verilmediği halde gerekçede yer verilmiştir. Her ne kadar gerekçenin metne dahil bulunmadığı kuşkusuz ise de anılan maddenin yorumunda gerekçeye başvurulmalıdır. Aksi takdirde maddenin lafzıyla hareket edilirse süreklilik arz etmeyen ve sistematik olmayan her fiilin “işkence” olarak kabulü gibi bir sonuç karşımıza çıkabilecektir. Bu anlamda, ilk derece mahkemesinin hükmü, fiilin sistematik ve süreklilik gösterdiği hususuna ilişkin yeterli gerekçeyi içermemektedir.
2) Fiilde işkence suçunun manevi unsurunun bulunmadığına ilişkin itirazlarımız;
Tarihsel süreç içinde, işkence suçu, bir olayı aydınlatmak ve faillerini ortaya çıkarmak üzere, şüpheli veya sanığa ya da tanıklara karşı gerçekleştirilen fiiller sonucu oluşmaktadır. Dolayısıyla, suçun manevi unsuru bakımından “failin özel bir kasıtla hareket etmesi gerekliliği” ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda 5237 sayılı TCK, (mülga) 765 sayılı TCK’den ayrılmaktadır. İşkenceyi diğer suçlardan ayırmaya yarayan en önemli kriter, failin amacıdır. Gerçekten, fail, bir suç soruşturması kapsamında muhakemede bir takım bilgilere ulaşmak veya delil elde etmek amacıyla mağdura kötü muamelede bulunuyorsa, bu fiiller işkence olarak değerlendirilebilir. Ancak, belirtilen özel amacın dışında fail kamu gücünü kötüye kullanarak mağdura kötü muamelede bulunmakta ise bu durumda işkence suçu değil; kişilere karşı işlenebilecek (yaralama, hakaret, tehdit gibi) diğer suçlar gündeme gelecektir.
Söz edilen özel amaç işkence suçları yönünden aranmadığı takdirde; işkence amacıyla olmasa dahi insan onuruyla bağdaşmayan (örneğin mobbing niteliğindeki fiillerin, öğretmenin öğrencisine yönelik şiddet içeren fiilinin, ailede küçüklere karşı gerçekleşebilecek tedip hakkının kötüye kullanılması gibi) fiillerin tümünün “işkence” olarak kabulü şeklinde istenmeyen bir durum oluşabilecektir. Böyle bir hal ise, anılan suç tipiyle korunmak istenilen hukuksal değere, normun ratio legisine aykırı olacaktır. Gerçekten, işkencenin içerdiği yaralama, tehdit veya hakaret gibi fiillerden çok daha ağır şekilde cezalandırılmasının, birçok uluslararası sözleşme ile bu fiillere karşı etkin korunma sağlanmak istenmesinin amacı tek kelimeyle; muhakemede insan onurunu her hâl ve şartta korumaktır.
Somut uyuşmazlıkta, polis memuru olan sanık …’in eşi ile gönül ilişkisi olduğu ileri sürülen katılanın sanığın görev yaptığı ilçeye gelerek İbrahim’i araştırması üzerine sanığın kişisel kin ve hesap sorma duygularıyla hareket ettiği kuşkusuzdur. Nitekim sanığın, “şimdi elime düştün” deyip ve yine katılanın cinsel organına pantolonunun üstünden dokunarak “bununla karımı iyi yapıyor muydun” diyerek katılana duyduğu şiddetli husumeti açıkça ifade ettiği, hiçbir hukuksal sebep bulunmadığı halde katılana gözaltı işlemi yaparak onu polis merkezine götürdüğü Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
Kısacası, sanık …’in işlediği fiil (delil durumu itibariyle) hakaret, tehdit, yaralama suçlarını oluşturabilir. Ancak, evli bulunduğu karısının namusuna yönelik olarak katılan tarafından husule getirilen fiillerin meydana getirdiği tahrik altında hareket eden sanığın tamamen kişisel öfke ve hesap sorma duygularından kaynaklanan, bir suç soruşturmasıyla ilgisi bulunmayan, diğer sanık …’in ise aynı yerde görevli meslektaşıyla birlikte hareket etme motivasyonuyla ortaya çıkan ve bir suç delilini veya buna yönelik beyanı elde etmeye yönelik bulunmayan kötü muamelelerinin işkence suçunu manevi unsuru yönünden oluşturmayacağı kanaatindeyiz.
3) Suçun sübutuna ve gerekçeye ilişkin itirazlarımız;
Yerel Mahkemece yargılama sonunda sanıklardan komiser yardımcısı … hakkındaki dava tefrik olunmuş; Gökhan hakkında ise beraat kararı verilmiştir.
Diğer sanık …’in TCK’nin 95/3. maddesi gereğince teşdiden 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmolunmuştur. Sanık …’ın ise, işkence suçundan aynı hüküm gereğince “failin güttüğü amaç ve saik” de nazara alınarak teşdiden 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanıklar hakkında ika ettikleri fiillerin vücutta kemik kırığı meydana getirmiş olması sebebiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçundan mahkumiyetlerine karar verilmiştir. Ancak, hangi sanığın hangi fiiliyle vücutta kemik kırılmasına sebebiyet verdiği ya da bu fiili suç işleme kararında birlik halinde mi gerçekleştirdikleri mahkeme kararında gerekçeleriyle tartışılmamıştır.
İşkence fiilinden hakkında dava açılmış olan sanıkların yargılamalarının birlikte yürütülmesi ve hukuki durumlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Hal böyle iken komiser yardımcısı olarak görev yapan sanık … hakkındaki davanın ayrılmasına karar verilmiş olması ve bu sanığın mahkemece hiç savunması alınmamış olduğu gözetildiğinde adı geçenin savunması ve ileri sürme ihtimali olan deliller dikkate alınmaksızın hüküm kurulmuş olması, ceza muhakemesinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde maddi gerçeği bulmak amacına aykırılık oluşturacaktır.
Açıklanan gerekçelerle, Sayın Çoğunluğun sanıklar İbrahim ve … hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin onanması yönündeki görüşüne katılamıyoruz. 20.02.2020

Muhalif Başkan Muhalif Üye
Abdülkadir … Dr. …