YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/14609
KARAR NO : 2021/1375
KARAR TARİHİ : 01.02.2021
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
HÜKÜM : Beraat
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Dairemizin 15.06.2020 günlü ve 2019/28984 Esas, 2020/13305 sayılı kararında ayrıntıları ile açıklandığı üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmediğinden 6352 sayılı Kanunla 5271 sayılı Kanuna eklenen 308/3. madde ve fıkrası hükmüne göre dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.02.2021 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 30/09/2010 günlü 2010/17696 esas sayılı iddianamesi ile “Müştekiler …ve …’ in yöneticisi ve ortağı oldukları … Gayrimenkul Yatırım A.Ş. ve ortaklık yaptıkları … Mimarlık Mühendislik Tic. Ltd. Şti ile Mertkan San Tic. Ltd Şti ve İlci İnş. San. Tic. A.Ş nin sanık …’ un genel müdürlüğünü yaptığı Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş arasında 03.08.2006 tarihinde yapılan İstanbul Bahçeşehir İspartakule 3. Bölge Arsa Kat Karşılığı Gelir Paylaşım sözleşmesine istinaden müştekilerin inşaatları yapmakta iken taraflar arasında çıkan
anlaşmazlık üzerine Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş nin 18.05.2010 tarihinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiği, en geç 7 gün içinde çalışma alanının boşaltılarak kendilerine teslim edilmesi hususunu 24.05.2010 tarihinde karşı tarafa tebliğ ettiği, müştekilerin bu feshi kabul etmeyip alanı boşaltmadıkları, bu kez 24.06.2010 Tarihinde Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş yetkilisi sanık … ve …’ nun yukarıda kimlikleri yazılı Tac Güvenlik Şirketi çalışanı özel güvenlik görevlisi olan diğer sanıkları da yanına alarak ve ayrıca İl Emniyet Müdürlüğünün sağladığı güvenlik güçleri refakatinde inşaat sahasına gelerek zorla inşaat alanını teslim almak istediği, müştekilerin karşı çıkması üzerine özel güvenlik güçleri ile birlikte inşaat alanına kurulan kumanda ile açılır kapanır araç girişine ait kapıyı kırarak zorla içeri girdikleri, güvenliği sağlayan polislerin olaya müdahale ederek karşılıklı kavgayı önledikleri, … Güvenlik Şirketi çalışanı olan özel güvenlik görevlilerinin tek tip kıyafet ile şantiye içinde kaldıkları, müşteki ve çalışanlarının içeri giriş çıkışlarını engelledikleri, zorluk çıkardıkları, bu olaylar sırasında özel güvenlik gücünün başında olan diğer sanık …’ ın müştekiler vekili avukat …’ ye saldırıp elbisesini yırttığı, sanık …’ un talimatı ile özel güvenlik görevlilerinin 30.6.2010 tarihine kadar inşaat alanındaki durumlarını korudukları,” iddiasıyla sanık … (ve diğer sanıklar) hakkında hakkı olmayan yere tecavüz, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, mala zarar verme suçlarından 30.09.2010 tarihinde kamu davası açıldığı,
Yapılan yargılama sonunda; 24/04/2013 günlü 2013/751 sayılı karar ile sanık … hakkında iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunu işlediği belirtilerek TCK’nın 117/1, 119/1-c, 52/2,4 maddeleri gereğince 10.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, mala zarar verme suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına ve hakkı olmayan yere tecavüz suçundan beraatine karar verildiği,
İş ve Çalışma hürriyetinin ihlali suçundan mahkumiyet kararı verilen sanık … müdafiileri aracılığı ile yaptıkları temyiz talepleri üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/10/2014 günlü 2014/13106 esas 2014/28603 sayılı kararıyla oy çokluğu ile onama kararı verildiği,
Sanığın suç teşkil eden eylemi bulunmadığı görüşü ile tebliğname düzenleyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, onama kararı üzerine, sanığın iş ve çalışma hürriyetini engellemek kastıyla hareket ettiğine dair dosya içerisinde hiçbir delil bulunmadığı ve dosyadaki delillere göre sanığın kendi mülkleri olan kurumlarına ait yere vaziyet etmek ve durum tespiti yapmaya çalışmak biçimindeki eylemi gerçekleştirirken başka bir suç kastıyla hareket ettiğine dair delil bulunmadığı görüşüyle CMK’nın 308. maddesi gereğince itiraz kanun yoluna başvurulduğu, CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 22/01/2015 günlü 2014/46929 esas 2015/1908 sayılı kararında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülerek CMK’nın 308. maddesinin 3.
fıkrası uyarınca itirazın kabulü ile Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen 14/10/2014 tarih 2014/13106 esas 2014/28603 karar sayılı onama kararının kaldırılarak oyçokluğu ile bozma kararı verildiği,
Bozma kararı üzerine, mahkemece yapılan yargılama sonunda 19/06/2015 günlü 2015/464 sayılı kararıyla mahkemenin 2010/1357 esas 2013/751 karar sayılı ilamı ile kurulan hükümde direnilerek, sanık hakkında TCK’nın 117/1, 119/1-c maddesi gereğince mahkumiyet yönünde direnme kararı verildiği,
Mahkemece verilen direnme kararına, sanık müdafiilerince yapılan itiraz üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderildiği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28/11/2017 günlü 2017/18-1015 esas 2017/498 sayılı kararı ile mahkemece verilen 19/06/2015 günlü 2015/228 esas 2015/464 karar sayılı direnme hükmünün “Atılı suçun maddi unsurlarının oluşmadığı ve sanıkların iş ve çalışma hürriyetini ihlâl etme kastıyla hareket etmedikleri,” gerekçesi ile bozulmasına karar verildiği,
Ceza Genel Kurulu tarafından verilen bozma kararı üzerine, mahkemece yeniden yapılan yargılama sonunda, polis memurları tarafından tutulan 26.06.2010 ve 30.06.2010 tarihli olay yeri tespit tutanaklarında, şantiyede bulunan yirmi beş işçinin çalışmalarına devam ettiğinin ve sorulduğunda da çalışmalarını engelleyici bir müdahale olmadığını söylediklerinin, satış ofisinin içinde ve çevresinde … Gayrimenkul Geliştirme ve Yatırım San. ve Tic. A.Ş. şirketi personelinin çalışmalarına devam ettiğinin ve şantiye içerisindeki ofisler ile müştemilata bir zarar verilmediğinin belirtilmesi, sanıkların ve inceleme dışı sanıklardan bir kısmının şantiyedeki bariyer çubuğunu kendilerinin kırmadığını savunmaları, inceleme dışı sanıklar … ve … nin yüklenici şirket avukatının aracıyla içeri girmek isterken bariyer çubuğunu kırdığını ifade etmeleri, polis memuru olan tanıklar Ahmet, Deniz ve İbrahim’in de bariyerin nasıl kırıldığı konusunda bilgilerinin olmadığını belirtmeleri ve olay tutanaklarında bu hususa ilişkin bir bilgiye yer verilmemesi karşısında; taraflar arasındaki sözleşmenin yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle …G.Y.O. A.Ş. tarafından feshedilmesiyle işin sona erdiği, feshin geçersiz olduğuna dair herhangi bir karar bulunmadığı gibi yüklenici şirket tarafından açılan “sözleşmenin yürürlükte olduğunun tespiti ve tazminat” davasında da ihtiyati tedbir kararı verilmediği ve bu davanın daha sonra husumet yokluğu nedeniyle reddedildiği, sanıkların sözleşmenin tanıdığı hak ve yetkileri kullanarak şantiyeye gelip durum tespiti yaparak şantiyeye vaziyet etmekten ibaret eylemleri dışında burada çalışan işçilerin serbestçe çalışmalarını engellemeye yönelik bir davranışlarının bulunmadığı, işçiler üzerinde baskı kurma, müdahalede bulunarak çalışmalarını engelleme imkan ve koşullarına sahip olmalarına rağmen polis memurları eşliğinde şantiyede sadece beklemekten ibaret eylemlerine kendiliğinden son verdikleri anlaşıldığından, sanıklara
atılı suçun maddi unsurlarının oluşmadığı ve sanığın iş ve çalışma hürriyetini ihlâl etme kastıyla hareket etmediği gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği görülmüştür.
Mahkemece verilen beraat kararının katılan … vekilince temyizi üzerine, Yargıtay 8. Ceza dairesinin 15.06.2020 günlü, 2019 esas, 2020/13305 sayılı kararı ile, diğer sanıklar Dursun ve Hasan hakkında onama, sanık … hakkında ise, “2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 106. Maddesinde, bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanacağının belirtildiği, Anayasa’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinin 2. fıkrasına göre de, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin, Meclisin kararı olmadıkça yargılanamayacağının düzenlenmiş olması karşısında; 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2018/1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak atanan ve Anayasa’nın amir hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığı bulunan sanık hakkında 5271 sayılı CMK.nın 223/8. maddesince durma kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması” gerekçesi ile hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, karar verildiği anlaşılmıştır.
CMK’nın 307/4-son maddesi “Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez” hükmünü içermektedir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 106/10. maddesinde bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanacağı belirtilmektedir. Anayasanın Yasama dokunulmazlığı başlıklı 83/2. maddelerinde ise; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça yargılanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasanın yukarıda açıklanan hükümleri gereği yasama dokunulmazlığı bulunanlar hakkında dokunulmazlığı kaldırılıncaya kadar 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereği durma kararı verilmelidir. Aynı maddenin (223/9) fıkrasında ise “derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; mahkemenin direnmesi üzerine Ceza Genel Kurulu tarafından verilen 28.11.2017 tarih ve 2017/1015-498 sayılı ilamda atılı suçun maddi unsurlarının oluşmadığı ve sanığın iş ve çalışma hürriyetini ihlal kastıyla hareket etmediğinden, beraat kararı verilmesi gerektiğine karar verilmiştir.
CMK’nın 307/4-son maddesi gereği ilk derece mahkemesinin Ceza Genel Kurula kararına uyması ve beraat kararı vermesi zorunludur. Beraat kararı verilmesinin zorunlu olduğu böyle bir durumda da sanık lehine olan hükümleri sanık aleyhine
zorlama bir yorumla aleyhe döndürmek yasanın ruhuna aykırıdır. Sanık lehine olan yasama dokunulmazlığı ve buna bağlı usul hükümlerini sanık aleyhine yorumlayarak derhal beraat kararı verilerek suç ve cezadan kurtulma imkanı yerine durma kararı verilerek sürekli bir biçimde ceza tehdidi altında tutmak 5271 sayılı Yasanın 223/9. maddesine aykırıdır.
Görüldüğü üzere sanık lehine olan iki usul hükümden hangisinin öncelikle uygulanması gerektiği sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere 5271 sayılı CMK’nın 223/8 maddesindeki durma kararı, sanığın suç ve cezadan kurtulması anlamına gelmemekte, Meclis kararının beklenmesi sonucunu doğurmakta ve sanık üzerindeki ceza tehdidi devam etmektedir. Aynı Yasanın 223/9. madde gereği verilecek beraat kararının ise, sanık üzerindeki ceza tahdidini ortadan kaldırması nedeniyle daha lehe olduğu, izahtan varestedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2003 tarih ve 2003/9-84-85 sayılı kararı ile 1990/58-78 sayılı kararları da derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma veya düşme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Ceza muhakemesinin amacının usul kuralları içerisinde tarafların haklarını zedelemeden ve en kısa zamanda gerçeğe ulaşmaktır.
Ceza Muhakemesi Kanunun yukarıda açıklanan amir hükümleri çerçevesinde hareket ederek derhal beraat kararı veren Mahkeme hükmü usul ve yasaya uygun olduğundan, sanık hakkında verilen beraat kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.