YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/279
KARAR NO : 2021/2585
KARAR TARİHİ : 22.02.2021
İhbarname No : KYB – 2019/133553
Yalan tanıklık suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 272/2 ve 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesinin 04/10/2018 tarihli ve 2018/168 esas, 2018/392 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de; sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir.” şeklinde belirtildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların kanun yararına bozmaya konu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 3. fıkrasında, “(Ek: 20/7/2017-7035/15 md.) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.” şeklinde düzenlemenin yer aldığı,
Dosya kapsamına göre, adı geçen sanığın diğer sanıklar … ve … ile birlikte işlediği iddia edilen yalan tanıklık suçunun … ve … tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 11/03/2019 tarihli ve 2019/63 esas, 2019/537 sayılı kararı ile anılan diğer sanıklara “…tanıklıktan ve yeminden çekilme hakları hatırlatılmadığından, dolayısıyla olayda hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan…” bahisle atılı suçu işledikleri sabit olmadığından beraat kararı verildiği,
Sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması nedeniyle yalan tanıklık suçunun, beraat kararı verilen sanıklarla iştirak halinde işlenmiş olması ve sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.12.2019 gün ve 19006 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.12.2019 gün ve KYB/2019-133553 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.04.2018 tarihli ve 2014/15-487 Esas, 2018/151 sayılı Kararında, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de; sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir.” şeklinde belirtildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların kanun yararına bozmaya konu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede;
Sanık …, … ve …’nun; Mustafa Dede’ye isnat edilen kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan dolayı Dursunbey (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/47 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında 30/05/2014 tarihli celsede yeminli olarak tanık sıfatıyla dinlendikleri halde, yalan söyleyerek yalan tanıklık yaptıkları iddiasıyla dava açılmış ve yargılama sonunda mahkumiyetlerine ve kanun yararına bozma incelemesine gelen … hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Sanıklar tanık olarak dinlendikleri davada ”kumar oynayan” sıfatıyla yer aldıkları ve kumar oynamanın 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu 34.maddesinde kabahat olarak düzenlendiği ve Anayasa’nın 38. maddesi “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” şeklindeki hükmü gözetildiğinde, sanıkların olay mahallinde kumar
oynandığını söylemesi durumunda kendilerinin de kumar oynadığını kabullendiği sonucu çıkacaktır. 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 3. fıkrasında, “(Ek: 20/7/2017-7035/15 md.) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.” şeklinde düzenlemenin yer aldığı, dosya kapsamına göre, adı geçen sanık …’ın diğer sanıklar … ve … ile birlikte işlediği iddia edilen yalan tanıklık suçunun … ve … tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 11.03.2019 tarihli ve 2019/63 esas, 2019/537 sayılı kararı ile anılan diğer sanıklara “…tanıklıktan ve yeminden çekilme hakları hatırlatılmadığından, dolayısıyla olayda hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan…” bahisle beraat kararı verildiği, sanık … hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması nedeniyle yalan tanıklık suçunun, beraat kararı verilen sanıklarla iştirak halinde işlenmiş olması ve hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görüldüğünden, Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesinin 04.10.2018 tarihli ve 2018/168 Esas, 2018/392 sayılı Kararının 5271 sayılı CMK.nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, olayda hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan CMK.nın 223/2-d madde ve fıkrası gereğince beraatine, hükmedilen cezanın infaz edilmemesine, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.02.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.