YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5515
KARAR NO : 2020/18220
KARAR TARİHİ : 10.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : İftira, hakaret
HÜKÜMLER : Beraat
Gereği görüşülüp düşünüldü:
02.12.2016 gün ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a; “(1) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. (2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunda bulunan dosyalar kararına direnilen daireye gönderilir. (3) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir” şeklindeki değişiklik uyarınca Dairemizce yapılan incelemede dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosya içeriği ve Dairemizin kararındaki gerekçeye göre Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.12.2019 tarih ve 2019/417 esas, 2019/730 karar sayılı direnme kararı yerinde görülmediğinden, 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 10. maddesi gereğince direnme konusunda karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 10.11.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Mahkemece sanık hakkında müsnet suçtan sanığın beyanlarının ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle suç oluşturmayacağından beraatine karar verilmiştir. Mahkemenin kararı kanaatimizce isabetli ve yerindedir. Sanığın beyanları gazetecilik faaliyetleri kapsamında olup verdiği bir röportaj sırasında ifade ettiği bilgi açıklamaları mahiyetindedir.
AİHS’nin 10. maddesinde ifade özgürlüğü düzenlenmiştir. AİHM 1976 tarihli Handyside-Birleşik Krallık kararında; “İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biri olup bu özgürlüğü olmadığı bir toplumu demokratik olarak nitelendirmek mümkün değildir. İfade özgürlüğü bir toplumun ilerlemesinin ve her insanın gelişiminin temel koşullarından biridir. Bu fikirler toplum tarafından hoş görülmeyen, şok edici, rahatsız edici, beğenilmeyen görüş ve düşüncelerin de özgürce ifadesini kapsar. Bu durum demokratik bir toplumun olmazsa olmazları olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir.” ifadelerine yer verilmiştir.
İfade özgürlüğü bilgi ve fikir alma ve verme özgürlüğünü de kapsamaktadır. Fotoğraflar, tıbbi sırlar, mülakat görüşmelerindeki olgusal ifadeler de bilgi ve fikir kapsamındadır.
İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğü arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Zira basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünü gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biridir. Basın kavramının içerisine bir gazeteci ile yapılan mülakatın da girdiği gayet açık bir durum olup basın mensuplarının toplumu bilgilendirme görevlerinden dolayı ifade özgürlüğü konusunda daha geniş bir değerlendirmeye sahip olduğunun da kabulü gerekir.
İfade özgürlüğü konusunda hükümete karşı yapılacak eleştiriler konusunda daha geniş bir takdir marjının olduğunun da kabulü gerekir. Zira yürütme organı içerisinde olup icracı makamlardaki şahısların yaptıkları icrai faaliyetler konusunda eleştiriye açık olmaları gerekir. Olayımızda da hükümetin bir bürokratı mesabesindeki devlet yetkilisi olan katılanın da eleştirilirken bu takdir marjı çerçevesinde eliştirilmesi ve yapılacak sınırlamanın başka şahıslara göre daha dar tutulması gerekir.
Olayımızda sanığın yaptığı faaliyet gazetecilik faaliyeti niteliğinde olup basının bilgi verme kapsamında olduğu hususu göz ardı edilmemelidir. Olayımızda her ne kadar kullanılan ifadeler ve verilen haber rahatsız edici ve ciddi boyutlarda olsa da ifade özgürlüğü kapsamındadır. Nitekim röportajın yapıldığı tarihteki ülke konjonktörü de dikkate alındığında şehit olaylarının fazla olduğu ve terörün aşırı bir şekilde arttığı ortamda yapılan bu faaliyet basın faaliyeti ve ifadeyi ve düşünceyi açıklama kapsamında olup mahkemece verilen beraat kararının onanması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu sebeple sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 10.11.2020