Yargıtay Kararı 8. Ceza Dairesi 2020/8464 E. 2022/3544 K. 01.03.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/8464
KARAR NO : 2022/3544
KARAR TARİHİ : 01.03.2022

İhbarname No : KYB – 2020/78583

Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık … …’nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 268. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 267/1. ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/12/2019 tarihli ve 2018/164 Esas, 2019/941 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Benzer bir olayda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 11/06/2020 tarihli ve 2018/11144 Esas, 2020/13232 Karar sayılı ilamında yer alan, “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için; işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanarak o kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için kullanması gerektiği, somut olayda; sanığın herhangi bir suç işlemeden kendisini katılana … olarak tanıtması şeklindeki eylemininde atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı halde beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,…” ile anılan Dairenin 27/02/2020 tarihli ve 2018/2864 Esas, 2020/10596 Karar sayılı ilamında geçen, “”5237 sayılı TCK.nın 268/1. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun oluşabilmesi için işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin kimlik bilgileri verilen mağdur hakkında yapılmasına neden olunması gerekir. Bir adli soruşturma ya da kovuşturma işlemi olmaksızın kimlik bilgilerinin gizlenmesi amacıyla başkalarına ait kimlik bilgilerinin kullanılması ve verilen kimlik bilgilerine göre resmi belge düzenlenmesi halinde TCK.nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu, bir resmi belge düzenlenmemiş olması halinde ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati oluşur…” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında;
Dosya kapsamına göre, olay tarihinde kolluk görevlilerinin fuhuş ve fuhuşla bulaşan hastalıklarla mücadele kapsamında … takma adlı şahısları sitede yayınladıkları telefondan müşteri gibi arayarak bir otelde buluşmak üzere anlaştıkları, otele gelen kadınlardan biri olan sanık … …’nun ibraz ettiği kimliğin gerçekte Kıymet Soğuksu isimli olay yerinde bulunmayan arkadaşına ait olduğunun karakolda tespit edildiğinin anlaşılması karşısında,
sanığın söz konusu otele giriş için hazırlanan konaklama belgesinin düzenlenmesi esnasında başkasına ait kimlik bilgilerini sunduğu, söz konusu konaklama belgesinin resmi belge niteliğinde olmadığı ve başkaca da bir resmi belge tanzimi sırasında bu bilgilerin kullanılmadığı, kimlik bilgileri kullanılan Kıymet Soğuksu hakkında herhangi bir soruşturma, kovuşturma işlemi ya da idari yaptırım uygulamasının bulunmadığı, sadece 07/11/2017 tarihinde mağdur sıfatıyla beyanının alındığı, sanığın eyleminin somut olayda bir resmi belge düzenlenmemiş olması nedeniyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatine sebebiyet verebileceği gözetilmeden, unsurları oluşmayan 5237 sayılı Kanun’un 268. maddesinde düzenlenen “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 31.08.2020 gün ve 3781 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2020 gün ve KYB/2020-78583 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesinin, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikli bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adresi yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği gözetilmeksizin, sanığın bilinen ve aynı zamanda adres kayıt sistemindeki adresine yapılan tebligatın iade edilmesi üzerine kolluk araştırması sonucu elde edilen bilgilere göre sanığın ayrı yaşadığı eşinin tespit edilen adresine yapılan tebliğin usulsüz olduğu ve bu tebligat üzerine yapılan kesinleştirme işlemlerinin geçersiz olduğunu, usulüne uygun olarak kesinleşmeyen bu kararın kanun yararına bozma konu edilemeyeceği anlaşıldığından,
Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen ihbarname içeriği açıklanan nedenlerle yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 01.03.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.