YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/15179
KARAR NO : 2022/229
KARAR TARİHİ : 11.01.2022
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Dairemizin 01/07/2021 gün ve 2019/3113 Esas, 2021/17308 Karar sayılı kararına incelemeye konu edilen … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/353 Esas, 2013/756 Karar sayılı 07.11.2013 tarihli kararının atılı suçun unsurları bakımından oluşmayacağından bahisle itiraz edilmekle yapılan incelemede;
Yerel mahkeme kararında iddia, sanık savunmaları, tanık beyanları ve diğer delillere yer verilerek, delillerin yeterince tartışıldığı yasal ve yeterli gerekçeyi içermesi nedeniyle Dairemiz kararında değişiklik yapılmasını gerektiren bir husus bulunmadığı anlaşılmakla; 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 308. madde 3. fıkrası gereğince dosyanın bu hususta itirazı incelemeye yetkili Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 11.01.2022 gününde … ve …’in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibariyle oluşmadığına ilişkin karşı oyları ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Anayasanın 19. maddesiyle kişi hürriyeti ile güvenliği düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, herkes kişi hürriyetine ve güvenliğine sahiptir. Bu şekilde 1. fıkrayla kural konulduktan sonra, devam eden fıkralarla kişi hürriyetinin hangi hallerde kısıtlanabileceği hüküm altına alınmıştır.
Anayasayla sağlanan bu korumaya paralel olarak, TCK.nın 109. maddesiyle de, kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal eden davranışlar suç sayılarak hüküm altına alınmıştır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götürülmesi veya bir yere gitmekten men olunması fiilleri, bu tanıma göre ceza yaptırımını gerektirmektedir.
Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere;
Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Suçun maddi unsuru, kişinin serbestçe hareket edebilme özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirebileceği gibi serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Madde de sadece “bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak”tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yer, özel kapalı ve açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır.
Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olmasına gerek yoktur, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme halinde dahi diğer unsurların varlığı durumunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. (CGK 13.02.2020, 2017/14-827, 2020/100)
Hürriyetinden yoksun kılma süresi konusunda öğreti de; “Türk Hukukunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma süresinin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak serbestisi ortadan kaldırıldığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur. Bununla birlikte failin gerçekleştirdiği eylemin belirli bir önemi olması gerekir. Nitekim birini bir an için tutma
bu suçu oluşturmaz. Engellemenin suçu oluşturacak ağırlıkta olup olmadığını somut olayın durumuna göre hakim takdir eder” şeklinde görüşlere yer verilmiştir. (…, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, …, 2019, s.425),
“Bu suçun manevi unsuru, failin mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Yasanın metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun basit halinin oluşumu için özel kast (saik) aranmaz.
Kural olarak failin yasanın suç saydığı bir sonucu bilmesi veya istemesi ve bu şekilde harekette bulunması, kastın varlığı açısından yeterlidir. Ayrıca, sonucun yasaya veya hukuka aykırı olduğunu bilmek şartı aranmaz. Ancak ceza yasamızda, çeşitli suçlar
bakımından hukuka aykırılığı belirten bazı terimlerin kullanıldığını görmekteyiz. Bunlardan birisi de, TCK’nın 109. maddesidir. Yasanın hukuka aykırılık şartını, failin iradesiyle ilgili olarak açık bir şekilde aradığı bu gibi hallerde, failin fiilinin hukuka aykırı olduğunu bilmesi kast kavramı içine girer. Başka bir deyişle manevi unsur, yani kusurluluk hukuka aykırılığı kapsamına alır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından Kanun, eylemin hukuka aykırı olarak işlenmesini şart koştuğundan, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu durumda failin işlediği fiilin, hukuka aykırılık bilincine sahip olması gerekmektedir. Hakim, suçun manevi unsuruna dahil olan hukuka aykırılık bilincini elbette araştıracaktır. Ancak, hukuka aykırılık bilincinin özel kasıtla karıştırılmaması gerekir. Fail suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemez. (… , Türk Ceza Kanunu, … 2010, 3 Cilt s.3619)”
“Manevi unsur bakımından kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, ancak kasten işlenebilmektedir. Kanun koyucu, bu suç kapsamında taksirli sorumluluğa ilişkin bir düzenleme yapmamıştır.”
“Bunların yanında; fiilin TCK m.109/1’de yer alan suç tanımına uygun olabilmesi için, mağdurun “hukuka aykırı olarak” hürriyetinden yoksun bırakılması gerekir. Bu unsur Kanunda özellikle belirtildiğinden; failin cezalandırılabilmesi için genel kastın varlığı dışında, aynı zamanda failin hukuka aykırılık bilinciyle hareket edip etmediği de araştırılmalıdır. Bu araştırma ile birlikte; haksızlık bilincinin, kastın varlığına değil, failin kusurunun değerlendirilmesine etki edeceği de gözden kaçırılmamalıdır. Örneğin; kanuni temsilci olan anne ve/veya babanın velayet hakkı çerçevesinde, koruma ve gözetim amacıyla çocuğun evden çıkmasına engel olması, somut olaya göre hukuka uygun kabul edilebilir. Ancak bu durum, hakkın suistimali boyutunda olmamalıdır.
(Prof. Dr. Ersan Şen, St. Av. S.Akpınar (hukukihaber.net))”
“Hürriyeti tahdit suçu, serbest hareketli bir suçtur. Kişi “bir yere gitmek” veya “bir yerde kalmak” hürriyetinden yoksun bırakıldığı takdirde; suçun ne şekilde ve hangi hareketle işlendiği hususları, suçun oluşumu bakımından önem taşımamaktadır. Neticesi bakımından hürriyeti tahdit suçu, kesintisiz bir suçtur ve suçun tamamlama anı ile bitme anı birbirlerinden farklıdır. Mağdurun kendi iradesi ile hareket etme serbestisi sınırlandığı anda suç tamamlanır. Suçun bittiği an ise, mağdurun hareket serbestisi tekrar kazandığı andır. (age)”
Yukarıda yazılan içtihatlar ve doktrindeki görüşler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; katılan … ve olayın tek görgü tanığı olan…’ın beyanına uygun olarak mahkemenin kabul ettiği oluşa göre; sanık …’in … … plajında kiraladığı … Yeri isimli işletmenin ön tarafında bulunan alana şezlong atarak kiraya verdiği, katılan ve tanığın bu şezlongların önünde havlu sererek denize girmek istemeleri üzerine, sanık …’in işçisi olan temyiz dışı sanık …’in müdahale ederek havlularını buraya sermemesini, başka yerden denize girmesini
istediği, tartışma üzerine diğer sanık …’ın olay yerine gelerek katılana “Seni de havlunu da denize atarım, doktor olmuşsun ama bir şey bilmiyorsun.” dediği, bu arada tanıkların haber vermesi üzerine kolluk kuvvetinin müdahalesiyle olayın son bulduğu anlaşılmaktadır.
Sanıklardan … tarafından tartışma sırasında sarfedilen sözlerin basit tehdit niteliğinde olduğunda kuşku yoktur. Ancak katılan ile sanıklar arasında şezlonglar önüne havlu serip-sermeme konusunda tartışma yaşandığı, tartışmanın fiili bir müdahale boyutuna ulaşmadığı açıktır.
Kişiyi özgürlüğünden alıkoyma suçunun oluşumu için fail tarafından, katılanın bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması gereklidir. Her ne kadar somut olayda, sanıklar tarafından katılana başka bir yerden denize girmesi gerektiği ve buradan denize giremeyeceği söylenmiş ise de; kolluk kuvvetinin erken müdahalesi ile tartışmanın eyleme dönüşmediği anlaşılmaktadır. Herhangi bir filili müdahale olmaksızın başka bir yerde denize girilmesi veya girilmemesi şeklindeki tartışmaların suç kastı taşımaması nedeniyle unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet kararı verilmesi hatalıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuz için sayın çoğunluğun onama şeklindeki görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. 11.01.2022