Yargıtay Kararı 8. Ceza Dairesi 2021/5485 E. 2021/21099 K. 17.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/5485
KARAR NO : 2021/21099
KARAR TARİHİ : 17.11.2021

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜM : Mahkumiyet

Gereği görüşülüp düşünüldü:
Mahkemenin gerekçesi yeterli görüldüğünden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
1-) 5237 sayılı TCK.nın 268/1. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun oluşabilmesi için işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin kimlik bilgileri verilen mağdur hakkında yapılmasına neden olunması gerekir. Bir adli soruşturma ya da kovuşturma işlemi olmaksızın kimlik bilgilerinin gizlenmesi amacıyla başkalarına ait kimlik bilgilerinin kullanılması ve verilen kimlik bilgilerine göre resmi belge düzenlenmesi halinde TCK.nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu, bir resmi belge düzenlenmemiş olması halinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati oluşur.
25.06.2019 tarih ve 2019/8-249 Esas ve 2019/499 Karar sayılı Ceza Genel Kurul kararında belirtildiği üzere; TCK.nın 268. maddedeki suçun oluşması için öncelikle, fail tarafından işlenen bir suçun bulunması gerekmektedir. Başka deyişle iftira suçunun aksine, bu madde bakımından gerçek bir suçun işlenmesi ve bu suçun faili ile 268. maddedeki eylemin failinin aynı kişi olması zorunludur.
İşlenmiş olması gereken suçun kasıtla veya taksirli suç olması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, maddede yalnızca suçtan söz edilmekle, kabahatler veya disiplin eylemleri madde kapsamında değerlendirilmemektedir.
Maddedeki ifade biçiminin hatalı olduğu söylenebilir ise de, mevcut düzenleme karşısında, failin gerçekte o suçu işlememiş bulunduğunun anlaşılması halinde, başkasının kimlik bilgilerini kullanma eyleminin 268. maddedeki suçu oluşturmadığını kabul etmek, kanunilik ilkesi bakımından zorunlu görülmektedir. Bu tür eylemlerde 206. maddenin uygulanması gereklidir.
Bu kapsamda somut olay incelendiğinde; İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/766 Esas, 2009/422 Karar sayılı dosyasının incelemesinde, 02.11.2008 tarihinde meydana gelen hırsızlık suçundan dolayı yakalanan sanık …’nin sahte olarak çıkarttığı üzerinde kendi resmi bulunan abisi mağdur …’ye ait nüfus cüzdanını ibraz edip yargılandıktan sonra delil yetersizliğinden beraatine karar verildiği ve eyleminin TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu ve suç tarihi olan 02.11.2008 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar zamanaşımının dolduğu;
Sanığın mağdurun ismiyle trafik kuralı ihlali nedeniyle 21.02.2011 tarih ve FZ 543862 ve 28.10.2011 tarih ve GC 649834 sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının düzenlenmesine neden olma şeklinde gerçekleşen eylemlerinin TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu;
İzmir 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/1485 Esas, 2011/1806 Karar sayılı dosyasısının incelemesinde ise, 25.09.2011 tarihinde esrar maddesi ile yakalanan sanık …’nin yakalandığında 44443437238 TC kimlik numaralı … adına düzenlenmiş Konak Nüfus Müd. 11.07.2006 tarihinde verilme nüfus cüzdanını ibraz ettiği ve mahkemenin 29.12.2011 tarih ve 2011/1806 Karar sayılı kararı ile 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilen eyleminin TCK’nın 268. maddesi yollamasıyla 267. maddesini oluşturduğu; açıklanan nedenlerle sanığın eylemlerinin üst sınırı gözetildiğinde 5271 sayılı CMK.nın 251/1. madde ve fıkrasına göre basit yargılama usulüne tabi olan TCK.nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu ve TCK.nın 268. maddesi yollamasıyla TCK.nın 267. maddesinde düzenlenen suçları oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde zincirleme başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan hüküm kurulması,
2-) Sanık hakkında uygulanan TCK.nın 267/7. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 17.11.2011 tarih ve 2010/115 Esas, 2011/154 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, söz konusu kararın 17.03.2012 tarih ve 28236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 17.03.2013 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihe kadar yeni bir yasal düzenlemenin yapılmadığı dikkate alındığında, TCK.nın 267/7. maddesinin uygulama kabiliyetinin kalmadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. ve 326/son maddeleri gereğince BOZULMASINA, 17.11.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.