Yargıtay Kararı 8. Ceza Dairesi 2023/110 E. 2023/1999 K. 04.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/110
KARAR NO : 2023/1999
KARAR TARİHİ : 04.04.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Beraat

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 21.12.2022 tarihli ve 2022/4952 Esas, 2022/19756 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16.01.2023 tarihli ve 8-2022/125935 itiraz sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 308 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle gereği düşünüldü:

I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Ondört yaşındaki mağdur çocuğun evlendirilmesine aracılık ettikleri gerekçesiyle mağdur çocuğun babası olan sanık … ve amcası olan sanık … hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen beraat kararları Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.03.2022 tarihli ilamıyla onanmış, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itirazın kabulü üzerine ilk derece mahkemesince karar kaldırılarak sanıkların beraatlerine hükmedilmiş, kararın katılan ilgili Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 17.07.2017 tarihli ve 2017/1601 E. 2017/1522 K. sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Katılan ilgili Bakanlık vekilinin temyiz talebi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 23.02.2022 tarihli ve 2021/11471 E., 2022/3269 K. sayılı ilâmı ile sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin birinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi, 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası ve 39 uncu maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına, dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 17.06.2022 tarihli ve 2022/301 E., 2022/981 K. sayılı ilamıyla direnme kararı verilerek istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiştir. İstinaf isteminin esastan reddine ilişkin direnme kararının katılan ilgili Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21.12.2022 tarihli ve 2022/4952 E., 2022/19756 K. sayılı ilâmı ile 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca hükümlerin kesin olup temyiz edilememesi nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. İtiraza konu uyuşmazlık; Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 23.02.2022 tarihli ve 2021/11471 E., 2022/3269 K. sayılı ilâmı ile sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilerek dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderildiği, 5271 sayılı Kanunun 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesi yerine Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi üzerine verilen direnme kararının hukuki değeri haiz olmadığı ve sanık hakkında açılan kamu davasının niteliğine ve sevk maddelerine göre suçun nitelikli halleri ile cezayı ağırlaştıran sebeplerin 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca temyiz incelemesine esas olmak üzere cezanın üst sınırı yönünden nazara alınmasının gerektiğine ilişkindir.

II. GEREKÇE
5271 sayılı Kanun’un “Yargıtay kararının gönderileceği merci” kenar başlıklı 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde;
“(2) Yargıtay, dosyayı 303 üncü maddede belirtilenlerin dışında kalan hâllerde yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderir. (Ek cümleler:20/2/2019-7165/8 md.) Ancak bozma kararı,
a) İstinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise dosya, gereği için kararı veren ilk derece mahkemesine,
… gönderilir. Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği hallerde, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.” hükmüne 5271 sayılı Kanun’un 286 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde “…g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar,” hükmüne, aynı kanunun 307 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ise “… (3) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır… ” hükmüne yer verilmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendine göre; üst haddi on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlardan ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar kesindir.
On yıl hapis cezasının hesabında arttırım nedenleri ve nitelikli hallerin nazara alınıp alınmayacağı hususunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/950 Esas, 2016/436 Karar sayılı ilamında özetle benzer bir hususta sürenin hesabında daha ağır ceza gerektiren nitelikli hallerin göz önüne alınması gerektiğini belirtmiştir.
Usul Kanunu’nun 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi hükmüne göre beraat kararının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması halinde dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi zorunludur.
Bu açıklamalar karşısında, Dairemizce verilen 2021/11471 Esas, 2022/3269 Karar sayılı ilamda belirtildiği gibi istinaf kararına karşı temyiz yolu açık olmakla birlikte, ilamda 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine aykırı olacak şekilde dosyanın ilk derece yerine istinaf mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Kanunda açıkça belirtildiği gibi söz konusu bozma ilamı üzerine davaya bakma, hüküm kurma ve gerektiğinde direnme kararı verme yetkisi ilk derece mahkemesine aittir. İstinaf mahkemesi sehven yapılan bu yanlışlık üzerine dosyanın söz konusu kanunun emredici hükmü gereği ilk derece mahkemesinin göndermesi ya da bu hatanın giderilerek ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere dosyanın dairemize iadesine karar vermek yerine yeniden hüküm kurması açıkça usul ve yasaya aykırı olup, dolayısıyla direnme hükmü de yetkili mahkemece verilmediğinden hukuken geçersiz bir karardır.
Buna bağlı olarak da Dairemizin Direnme kararı üzerine vermiş olduğu 21.12.2022 tarih 2022/4952 Esas ve 2022/19756 Karar sayılı ilamı da aynı şekilde ve gerekçeyle direnme kararının yetkili mahkemece verilmediğinin gözetilmemesi ve istinaf kararının kesin nitelikte olmadığının nazara alınmaması yönleriyle hukuka aykırı bir karar olmuştur.
Bu durumda; itirazın kabulü ile hukuka aykırı şekilde verilen Dairemizin önceki tüm kararları kaldırılarak; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen istinaf talebinin esastan reddine dair 17.07.2017 tarih ve 2017/1601 Esas 2017/1522 Karar sayılı kararın incelenmesi sonucunda aşağıda belirtilen şekilde karar vermek gerekmiştir.

III. KARAR
1.Gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2. Dairemizin 23.02.2022 tarih 2021/11471 Esas, 2022/3269 Karar ile 21.12.2022 tarih 2022/4952 Esas, 2022/19756 Karar sayılı kararlarının KALDIRILMASINA,
3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 17.07.2017 tarih ve 2017/1601 Esas 2017/1522 Karar sayılı kararının yeniden incelenmesi sonucunda;
“Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdurenin, akrabası olan sanıklar …, … ve … tarafından, kuzeni olan Ramazan ile gayri resmi olarak evlendirildiği ve bu şekilde Ramazan ile birlikte aynı evde yaşamasına yardım edildiği anlaşılmakla, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2015 tarihli 2014/14-198 Esas 2015/428 Karar, 17.02.2015 tarihli 2014/14-307 Esas 2015/8 sayılı Kararları nazara alındığında, onbeş yaşını tamamlamamış olan mağdurenin kendi özgür iradesi ile serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibariyle üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hak olmadığından, bu hakkının ihlaline yönelik olarak sanıklar tarafından gerçekleştirilen eylemle ilgili gösterdiği rıza hukuken geçerli sayılmadığından, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK.nın 109/1, 3-f, 5, 39. maddelerinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat kararları kaldırılarak mahkumiyetlerine karar verilmesi yerine; katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olması,” gerekçesiyle,
5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca katılan vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmekle BOZULMASINA,
Dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesine, ilamdan bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.