Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/2152 E. 2012/9329 K. 16.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2152
KARAR NO : 2012/9329
KARAR TARİHİ : 16.10.2012

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

… ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Malazgirt Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 23.01.2012 gün ve 249/14 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı dava dilekçesinde, Malazgirt İlçesi Fenek Köyü 137 ada 10 parsel sayılı taşınmaz ile 133 ada 23 parsel sayılı taşınmazın elli yılı aşkın bir süreden beri zilyetlik ve tasarrufunda olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında sehven kendisiyle birlikte müşterek mülkiyet hükümlerine göre davalı adına tespit ve tapuya tescil edildiğini açıklayarak taşınmazlardaki davalıya ait payın tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı yargılama oturumunda davacının babasıyla kendi kayınpederinin kardeş olduğunu, taşınmazların aile arasında ortak olduğunu, eşinin taşınmazlardaki payını kendisine verdiğini, taşınmazların uzun yıllar boyunca taraflar arasında ortak bir şekilde ekilip biçildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu kaydının oluşmadığı benimsenerek dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine, hüküm; davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kazanmayı sağlayan kadastro öncesi zilyetlik nedenine dayalı olarak MK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Yasanın 14. maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, taşınmazın tapu kayıtlarının oluşmaması sebebiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu taşınmazlar 18.01.2009 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında senetsizden …ve … adına eşit hisseli olarak tespit edilmiş kadastro tutanakları 13.03.2009 tarihiyle 12.04.2009 tarihleri arasında askı ilanına çıkarılmış, dosya arasında mevcut kadastro mahkemesi yazılarıyla Malazgirt Kadastro Mahkemesinin 2010/12-30 sayılı ilam örneğine göre davacılar İskan Daraman ve arkadaşlarının 01.02.2010 tarihinde kadastro mahkemesinde 133 ada 23 parsel sayılı taşınmaz ve aynı yer Kadastro Mahkemesinin 2009/23 Esas, 2010/47 Karar sayılı ilamıyla Salih Tari (Tara) ve arkadaşları tarafından da 137 ada 10 sayılı parsel bakımından kadastro tespitine itiraz davalarının açıldığı söz konusu davaların kadastro mahkemesinde sonuçlandıkları ancak, Malazgirt Kadastro Mahkemesinin 22.12.2011 tarih ve 2009/23, 2010/12 Esas sayılı dosyalara ait karşılık yazılarında her iki kadastro dosyasının 14.6.2011 tarihinde Yargıtay 7. Hukuk Dairesine gönderildiği ve henüz temyiz incelemesinden dönmedikleri açıklanmıştır.
Uyuşmazlık konusu 133 ada 33 ve 137 ada 10 sayılı parsellerin kadastro tutanakları 13.3.2009-12.4.2009 tarihleri arasında askı ilanına çıkartıldıkları, askı ilan süresi içerisinde bu parseller hakkında az yukarıda açıklandığı gibi gerçek şahıslar tarafından kadastro tespitine itiraz davaları açıldığı, eldeki davanın ise askı ilan tarihinden sonra 21.12.2009 tarihinde harç yatırmak suretiyle genel mahkemelerde açıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak bu tür davaların genel mahkemelerde görülmesi gerekmektedir. Ne var ki, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 26/D bendinde; “kadastro mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tespitten önceki haklara dayanılarak asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkların” da kadastro mahkemesinde bakılacağı açıklanmıştır. Bu durum karşısında davacı tarafın açmış olduğu eldeki bu davanın anılan madde hükmü uyarınca kadastro mahkemesinde bulunan davaya katılma isteği niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Ne var ki, mahkemece, eldeki dava bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 26/D bendi gereğince görevsizlik kararı verilerek dosyanın kadastro mahkemesine gönderilmesi gerekirken, işin esasına girilerek hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2. fıkrası uyarınca gerçek hak sahiplerini ancak kadastro mahkemesi belirler. Bu nedenle kadastro mahkemesinde açılan dava ile birlikte tüm istekler değerlendirilerek gerçek hak sahibinin belirlenip sonuçlandırılması gerekmektedir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 21,15 peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.