YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11969
KARAR NO : 2014/22096
KARAR TARİHİ : 09.12.2014
MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 10/02/2014
NUMARASI : 2008/329-2014/70
H.. T.. ile N.. I.. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 10.02.2014 gün ve 329/70 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Av. E.. A.. geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili 17.11.2008 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Tekirdağ, Merkez..Mahallesi’ndeki .. ada . nolu parselin kadastro çalışmalarında Mustafa oğlu Osman adına tespit edildiğini ve kadastro tespitinin itirazsız olarak 09.07.1969 tarihinde kesinleştiğini; ancak, bu taşınmazın 50 yıldan beri davacının malik sıfatıyla aralıksız ve çekişmesiz olarak zilyetliğinde bulunduğunu açıklayarak dava konusu taşınmazın “ölü Mustafa oğlu Osman” adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan Nurten ve arkadaşları vekili, dava konusu taşınmaza ait kadastro tutanağının itirazsız olarak 09.07.1969 tarihinde kesinleştiğini, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, tapulu taşınmazların zilyetlik yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığını, davacının aynı yerle ilgili olarak daha önce açtığı davanın redle sonuçlandığını, davacının iyi niyetli olmadığını, bu yeri işgal ederek bağ çubuğu dikerek sahiplenmeye çalışmasının hukuken mümkün bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, TMK’nun 713/2. maddesinde yer alan “…ölmüş ya da…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 tarih, 2009/58 Esas ve 2011/52 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş ise de Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları kural olarak Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren sonuç doğurmakta olup, iptal kararından önce davacı yararına 20 yıllık sürenin dolduğu anlaşılmakla davanın kabulüne, Tekirdağ, Merkez, … Mahallesi, 190 ada 90 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması sonucu oluşan 2735 ada 3 parsel sayılı taşınmaz ve 2669 ada 1 parsel sayılı taşınmazda Mustafa oğlu Osman adına olan hissenin iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde N.. I.. ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; 190 ada 90 nolu parsele ilişkin tapu kaydı getirilmiştir. Tarla niteliğiyle, 1543.18 m2 olarak kadastro sonucu, 09.07.1969 tarihinde, Mustafa oğlu Osman adına tespit ve tescil görmüştür. Beyanlar hanesinde “Mustafa oğlu Osman ölüdür ve taşınmaz üzerindeki bağ çubukları H.. T..’a aittir. Bu taşınmaz imar uygulamasına alınmıştır” şerhi bulunmaktadır. İmarla oluşan tapu kayıtları getirilmiştir. 2669 ada 1 nolu parsel 13286,54 m2 olarak, arsa niteliğiyle, imar uygulaması sonucu 8135/1328654 payın, 05.11.2008 tarihinde Mustafa oğlu Osman adına (bu kişi ölüdür) pay tescili yapıldığı görülmüştür. İmar 2735 ada 3 nolu parselin tapu kaydı getirilmiştir. Arsa niteliğiyle, 863,06 m2 olarak, tam mülkiyet üzere, 05.11.2008 tarihinde, ölü Mustafa oğlu Osman adına imar tapusunun oluşturulduğu belirlenmiştir. Mahallinde keşifler yapılmış, uzman bilirkişilerden rapor ve krokileri alınmıştır.
Kural olarak, 4721 sayılı TMK’nun 713/2. maddesinde birbirinden ayrı ispat ve dava sebebi olan üç hal yer almaktadır, bunlar, ölüm, gaiplik ve tapu kütüğünden malikinin kim olduğunun bilinememe sebepleridir. Ne varki, Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla: 4721 sayılı TMK’nun 713/2. maddesindeki “ölmüş” kelimesi iptali edilmiştir. Eş anlatımla Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen iptali kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı 17.03.2011 tarihinden sonra TMK’nun 713/2. maddesindeki ölmüş kelimesi yasa meddesinden çıkarıldığı için bu tarihten sonra TMK’nun 713/2. maddesine dayalı olarak açılacak davalarda ölüm hukuksal sebebine dayanılamayacağı kuşkusuzdur. Öte yandan, kural olarak, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları makable şamil değildir. Fakat T.C. Anayasası’nın 153/2. maddesi hükmü ve 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; Anayasa Mahkemesi’nin iptali kararlarının derdest ve kesin hüküm halini almamış kararlarınada uygulanacağı izahtan varestedir. Tüm bunlardan ayrı olarak, 6100 sayılı HMK’nun 26, 27, 33 ve 119. maddeleri ile öteki ilgili usul hükümlerinin Hakim tarafından re’sen gözönünde tutulması zorunludur.
Ayrıca, TMK’nun 713/2. maddesine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarının ön koşulu aynı Kanun’un 713/1. maddesindeki sürenin aralıksız ve davasız geçmiş olması koşuluna bağlıdır. Eş anlatımla, TMK’nun 713/2. maddesine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında TMK’nun 713/3,4,5 ve 6. maddesindeki öteki tamamlayıcı koşullar aranmaz. TMK’nun 713/3, 4, 5 ve 6. maddesinde tamamlayıcı koşullar aynı Kanun’un 713/1. maddesindeki tescil davalarının koşullarıdır. Dava dilekçesinde, davacı taraf, bu sebeplerin bir ya da birden fazlasına tutunarak terditli dava açtığı hallerde Mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa önel vererek bunlardan hangi hukuksal sebebine dayandığının özgülenmesi zorunludur. Dairenin ve HGK’nun yerleşmiş içtihatlarına göre, birbirinden ayrı ispat koşulları olan bu üç halin bir arada görülerek sonuca gidilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Davacı taraf, dava dilekçesinde, olayları açıklamış olmakla birlikte davasını “MK 713. maddesi olağanüstü zamanaşımı nedeniyle tapu iptali ve tashihen tescil” isteğine dayanmıştır. Bu istek, müphem olup, 713/2. maddesindeki üç halide içermektedir. Ne var ki, Mahkemece kurulan hükümde niteleme TMK’nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebine göre yapılmıştır.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın kadastrosu itirazsız olarak 09.07.1969 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı taraf 50 yıla aşkın zilyetliğe tutulmuştur. İş bu dava 17.11.2008 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin iptale ilişkin kararından önce açılmıştır. Mahalli Mahkeme nitelemeyi TMK’nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebine göre yapılmıştır.
Hal böyle olunca Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki ilke ve kurallar dikkate alınarak davacı vekiline süre ve imkan verilerek TMK 713/2. maddesindeki hangi hukuksal sebebe dayalı olarak dava açtığının özgülettirilmesi, bundan sonra davacı tarafa dayandığı hukuki sebeple ilgili olarak delillerini bildirmesi için süre ve imkan tanınması, aynı imkanın karşı tarafada verilmesi bu ilkeler doğrultusunda tüm deliller toplanıp niteleme yapılarak hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken değinilen ilke ve kurallara aykırı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulüyle Mahalli Mahkeme kararının 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 09.12.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava 4721 sayılı TMK’nun 713/2. maddesindeki sebeplere dayalı iptal ve tescil istemine ilişkindir. Ne varki aynı maddedeki “ölüm” hukuksal sebebi Anayasa Mahkemesi’nin az yukarıda belirtilen iptal kararıyla iptal edilmiş ve kanun metninden çıkarılmıştır.
Öte yandan TMK’nun 713/2. maddesinde yer alan hukuksal sebepler birbirinden ayrı dava sebepleridir. Bunların ispat koşullarıda birbirinden farklıdır. Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre TMK’nun 713/2, maddesindeki iptalden önceki üç dava sebebi iptalden sonra ise iki dava sebebe dayalı olarak açılan davalarda; davacı tarafa mehil verilerek mutlaka özgüleme yapılması için kararlar bozulmaktadır.
Somut olayda, mahalli mahkeme davacı tarafa hangi hukuksal sebebe dayandığını açıklatırmamış kendiliğinden nitelemede bulunarak ölüm sebebine dayalı olarak hüküm kurmuştur. Bu durum yerleşmiş içtihatlarımıza aykırıdır.
Daire çoğunluğunca belirtilen ilke ve kurallar mahalli mahkemece irdelenmemiştir. Aynı kurallar azınlık görüşü olarakta geçerlidir. Açıkladığım sebeplerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken az yukarıda belirtilen nedenlerle bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşlerine bu sebeplerle katılamıyorum. 09.12.2014