YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4643
KARAR NO : 2014/22618
KARAR TARİHİ : 22.12.2014
MAHKEMESİ : Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 09/05/2013
NUMARASI : 2012/532-2013/350
C.. K.. ve müşterekleri ile Müfide Uçar ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 09.05.2013 gün ve 532/350 sayılı hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de; duruşma isteğinin değerden reddine karar verilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili, duruşmadaki beyanında; tanıklarını bildirmek için kendilerine kesin süre verilmiş ise de sonradan tanıklarını bildirdiklerini, satışa ilişkin senedin babasının ikinci eşi tarafından alınıp götürüldüğünü, temin edemediklerinden mahkemeye ibraz edemediklerini, tanık beyanlarından bu durumun anlaşılacağını bildirmiştir.
Davalılardan Z.. O.., F.. U.., Müfide Uçar, E.. D.., A.. N.., S.. O.. ve A.. Ç.. duruşmadaki beyanlarında, davacıların, murislerinden kalan taşınmazın bir kısmını satın aldıklarını ispatladıkları takdirde ve buna ilişkin imzalı senet sunulması halinde davayı kabul edeceklerini, bunun dışında ispatlanmadığı taktirde davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu 14 nolu parselin H. A.Ü. adına kayıtlı olduğu, davacı tarafa, muris H. A.Ü. ile davacıların murisi N. Ş.’in mirasçılık belgesini ibraz etmesi için iki haftalık kesin süre verilmesine rağmen okunaklı veraset ilamını ibraz etmediği, yine davacı tarafa kesin süre verilmesine rağmen tanıkların isim ve adreslerini bildirmediği, tapulu taşınmazın harici satış ve zilyetlikle kazanımına ilişkin tapu iptal ve tescil talebinde bulunulduğu, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre çaplı taşınmaz harici satışının resmi şekilde yapılmaması sebebiyle geçerli olmayacağı, bu nedenle davacının iddia ettiği satışı ispatlayamadığı, ispatlasa dahi söz konusu satışın tapu memuru huzurunda resmi şekle uygun yapılmadığından talebin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, bu haliyle dinlenemeyeceği, dava konusu taşınmazın 11.11.1976 tarihinden beri tapulu olduğu, bu haliyle zilyetlikle tescil talebinde bulunulamayacağı ve davanın ispatlanamadığı ve şartları da oluşmadığı anlaşıldığından keşif veya bilirkişi incelemesine gerek görülmediğinden reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satın almalar ve TMK’nun 713/2. maddesi gereğince ölü kişi adına tescil hukuki sebebine dayalı olarak açılan 14 nolu parselin 174 m2 ve 437 m2’lik kısımlarının tapu kaydı hukuki değerini yitirdiğinden zilyetlikle kazanım koşulları lehlerine oluştuğundan davacılar adına payları oranında tapuya kayıt tescil istemine ilişkindir.
Mahkeme 03.09.2012 tarihli tensip tutanağının 4.bendinde davacı tanık deliline dayanıyor ise tanıkların isimleri ve açık adreslerinin ve de hangi konuda tanıklık yapacaklarının belirtilerek 2 hafta içinde mahkemeye bildirilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine mahkeme, 12.11.2012 tarihli dosya üzerinde yapılan inceleme tutanağının 2. bendinde, tapu maliki H. A. Ü.ve davacıların murisi N. Ş.’in mirasçılık belgelerinin sunulması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilmesine ve 4.bendi ile de davacı tanık deliline dayandığından tanıkların isim ve adreslerinin bir haftalık kesin süre içerisinde bildirilmesine ve en son olarak ta 30.01.2013 tarihli inceleme tutanağının 2. bendi ile tapu maliki muris H. A. Ü.’ın okunaklı mirasçılık belgesinin sunulması için davacı vekiline ikinci kez iki haftalık kesin süre verilmesine ve 3. bendi ile davacı vekili kesin süre içerisinde tanıkların isim ve adreslerini bildirmediğinden HMK’nun 240/3 maddesi gereğince tanık dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, 09.05.2013 tarihinde davacılar vekili ve bir kısım davalıların huzuru ile ön inceleme tutanağı ile ön inceleme yapılarak aynı oturumda davanın reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nun 140/5. maddesi gereğince; Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Mahkemece HMK’nun 140. maddesine uygun biçimde ön inceleme duruşması yapılarak anılan maddenin 5. fıkrası kapsamında davacıya delil listesinde belirttiği kanıtlarını sunması için ön inceleme tutanağı ile kesin süre verilmemiştir. HMK’nun 140/5. maddesi, dosyaya sunulmamış deliller için getirilen düzenleme olduğundan, duruşma davetiyesi üzerinde tensip ara kararı uyarınca verilen kesin süre hukuki sonuç doğurmaya elverişli kabul edilemez.
6100 sayılı HMK’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunması, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini, kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır.
Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri
öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkeme ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere “ön inceleme” adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir (Prof. Dr. H. Pekcanıtez/Prof. Dr. O. Atalay / Prof. Dr. M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 2011, 11 Bası, s.375,376).
6100 sayılı HMK’nun 137. maddesinde ön incelemenin kapsamı, HMK’nun 138. maddesinde ön inceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, HMK’nun 139. maddesinde ön inceleme duruşmasına davet, HMK’nun 140. maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK’nun ön incelemenin kapsamı başlıklı 137. maddesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, 138. madde dikkate alınarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verileceği, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında gerektiği takdirde kararını vermeden önce bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebileceği öninceleme duruşmasında tarafların iddia ve savunmaları kapsamında uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyeceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği belirtilmiştir. Aynı maddenin 2.fıkrasında ise ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve duruşma günü verilemeyeceği belirtilmiştir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03/04.2013 tarih 2012/18-1355 E, 2013/413 Karar sayılı kararı ve sonraki kararlarında istikrar kazanmış ilkesi ön incelemenin duruşmalı yapılması yönündedir. Ayrıca 6100 sayılı HMK’nun 320. maddesinde ise,” daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe (Ek ibare: 07/06/2012-6325 S.K./35.madde) veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür” düzenlemesi karşısında mahkemece yapılacak iş, taraflara usulüne uygun şekilde duruşma gününü gösterir davetiye tebliği ile duruşma açılarak, HMK’nun 320 vd. hükümleri uyarınca gerekli inceleme yapılarak tarafların uzlaştıkları ve uzlaşamadıkları hususlar belirlenerek tahkikat aşamasına geçilmesi, tarafların gösterdiği deliller toplanarak ve tanıklar dinlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı ihlal edilerek gösterilen deliller toplanmaksızın ve tanıklar dinlenmeksizin karar verilmesi yanında ön inceleme tutanağı usulüne uygun olarak yapılmaksızın yazılı şekilde ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK 297/ç madde) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.