YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11041
KARAR NO : 2020/2913
KARAR TARİHİ : 03.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 6 ada 51 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan bodrum üstü iki katlı evin mülkiyetinin müvekkilerinin murisi …’a ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan …, …, …, … ve … ön inceleme duruşmasında alınan beyanlarında açılan davaya bir diyeceklerinin olmadığını beyan etmişlerdir.
Davalı … mirasçıları, müşterek imzalı cevap dilekçelerinde dava konusu mal üzerindeki her türlü haklarından feragat ettiklerini bildirmişlerdir,
Diğer davalılar usulüne uygun tebligata rağmen yasal süresi içerisinde cevaplarını bildirmedikleri gibi duruşmalara da katılmamışlardır.
Mahkemece, davanın sübut bulduğu gerekçesi ile kabulüne, 6 ada 51 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan bodrum üstü iki katlı binanın davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 6 ada 51 parsel sayılı taşınmazın arsa niteliğinde tarafların kök murisleri …ve … adına paylı mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı olduğu, taşınmaza ait tapu kaydında … …’ın oğulları … ve … tarafından yapıldığı hususunda şerh olduğu, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporlarında taşınmaz üzerinde üzerinde 47 yaşlarında bina olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır.
Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115). Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Bununla birlikte 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/11. maddesi, muhdesatın tespiti davasının yukarıda açıklanan hukuki yarar şartı olmaksızın görülebilmesine izin veren özel yasal düzenleme getirmiştir. Anılan Kanun maddesinde, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceği belirtilmiştir.
Kadastro Kanunu, kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanan özel nitelikli bir Kanun’dur. 33. maddesinde, Kadastro Kanunu’nun uygulandığı alanların dışında da uygulanabilecek genel nitelikli maddelere yer verilmiştir. 19. madde, genel nitelikli maddeler arasında sayılmamıştır. Buna göre ancak, aynı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması halinde muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir. On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm defi ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır
Somut olayda, dava konusu 6 ada 51 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 13.10.1976 tarihinde yapıldığı, tespitte, taşınmaz üzerindeki evin …’ın oğulları … ve … tarafından yapıldığı hususunda şerh olduğu, tespitin 30.04.1993 tarihinde kesinleştiği, 16.05.2014 tarihli dava dilekçesinde dava konusu evin 1966 yılında …’ın çocukları … (davacıların murisi ) ve … tarafından yapıldığı, bilahare …’ın ev üzerindeki hakkını bedeli karşılığında davacılara devrettiğinin öne sürüldüğü, Mahkemece 21.05.2015 tarihinde yapılan keşif sonrası alınan inşaat bilirkişi raporunda evin 47 yıllık olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, gerek kadastro tespit tutanağı ve gerekse tüm dosya kapsamı dikkate alındığında dava konusu evin kadastro tespitinden önce taşınmaz üzerinde bulunduğu sabittir. Temyize konu dava ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra 16.05.2014 tarihinde açılmıştır.
O halde, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ev yönünden davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’ın temyiz itirazı yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek alinde temyiz edene iadesine 03.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.