Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/11061 E. 2017/13598 K. 24.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11061
KARAR NO : 2017/13598
KARAR TARİHİ : 24.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.10.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Av…… geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

… A R A R

Davacı vekili, davalı adına kayıtlı 224 parsel kapsamında kalan yaklaşık 10 dönümlük yerin önceki kayıt malikinden haricen satın ve devralındığını, 40 yıldan fazla süre tasarruf edildiğini, tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini ve davalının taşınmazı kötü niyetli olarak satın aldığını açıklayarak 10 dönümlük bölümün tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın yersiz açıldığını, tapuda kayıtlı taşınmazların haricen satışının geçersiz olduğunu, tapuda resmi işlem yapmak suretiyle taşınmazı devraldığını, intikal görmesi nedeniyle tapu kaydının değerini yitirmediğini açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; bozma ilamına uyma kararı verilerek yapılan yargılama neticesinde, davacı tarafın davalının iktisabında kötü niyetli olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın kabulüne dair önceki hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizn 2.4.2012 gün 2012/2453 Esas ve 2012/2382 Karar sayılı ilamı ile özetle “…Yukarıda açıklanan nedenlerle intikal tarihine kadar dava konusu taşınmazın teknik bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen bölümü üzerinde TMK.nun 713/2 maddesinde yazılı kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği hususunda duraksamamak gerekir. Ne var ki; davacı vekili davalının kötü niyetli olarak taşınmazı devraldığını ileri sürmüş, davalı vekili ise tapu kaydına güvenerek tapuda yapılan resmi işlemle taşınmazın satın alındığını savunmuştur. Mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir. TMK.nun 1023. maddesinden yararlanma koşullarının oluşmadığı ve karşı tarafın kötü niyetli olduğunun davacı tarafça kanıtlanması gerekmektedir. Mahkemece bu hususun davacı tarafa hatırlatılması, 08.11.1991 gün ve 3/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler gözönünde tutularak karşı tarafın kazanımında kötü niyetli olduğu hususunda davacıya delillerini sunmak üzere süre ve imkân tanınması, davalı karşılık delil gösterdiği takdirde onların da yöntemine uygun bir biçimde toplanması…” gereğine işaret edilmek üzere bozulmuş, uyulan bozma ilamı sonrasında yukarıda yazılı şekilde karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dava konusu 224 parsel, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenine dayalı olarak 10.08.1971 tarihinde Hüseyin Oğuz adına tespit edilmiş, … tarafından itiraz edilmesi üzerine, kadastro komisyonunca yüzölçümü 20.000 m2 olarak düzeltilmiş ve komisyon kararının 06.07.1973 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydı oluşmuştur. Kayıt maliki Hüseyin Oğuz 11.5.1973 tarihinde ölmüş, taşınmaz 24.09.2007 tarihinde satış yoluyla davalı adına tapuya tescil edilmiştir.
Davacı vekili, tapuda kayıtlı olan nizalı taşınmaz malı iktisap eden davalıya karşı iptal davası açtığına göre, davacının dava açma iradesi davalının iktisabının kötü niyete dayalı olduğu iddiasını da taşır. Bu husus Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 8.11.1991 gün 1990/4 esas VE 1991/3 sayılı kararında “Tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmaz malı iktisap eden bir kimseye karşı MK.nun 931. ( TMK.nun 1023.md ) maddesinde öngörülen iyi niyet kurallarına aykırılık nedeniyle açılan tapu iptal davalarında dava açma iradesinin kötü niyete dayalı olduğu iddiasını da taşıdığı, kaldı ki öyle olmasa bile buradaki kötü niyet iddiasının hukuki mahiyeti itibariyle itiraz niteliğinde bulunduğu ve bu nedenle de yargılama sona erinceye kadar iddia ve savunmanın genişletilme yasağına tabi olmadan her zaman ileri sürülebileceği” kabul edilmiştir.
Toplanan delillere göre, Mahkemenin, davacı tarafın davalının iktisabında kötü niyetli olduğunun ispat edemediği yönündeki gerekçesi dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Davalı adına tesis edilen nizalı taşınmaza ait tapu kaydı, tapudan satın alma sonucu oluştuğuna göre, davalı TMK.nun 1023. maddesine dayanabilir. Bu durumda, davalının iyi niyetli olup olmadığının mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekir. Zira, iktisabın geçerli olabilmesi için TMK.nun 1023. maddesi hükmü uyarınca davalı tapu maliki iyi niyetli olmalıdır. Bir kimsenin iyi niyetli sayılabilmesi için de MK.nun 3. maddesi hükmü uyarınca kendinden beklenen ihtimam ve dikkati göstermiş olması gerekir. 14.2.1951 gün ve 1949/17 Esas ve 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de sonuç kısmında belirtildiği üzere “vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyi niyet iddiasında bulunamayacak durumu belirlenmiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi ve kötü niyetin bu durumda mahkemece resen nazara alınabileceği” kabul edilmiştir.
Tapudan ayni hak iktisap eden üçüncü şahsın iyi niyetli olup olmadığı ve satışın kötü niyete dayandığının hangi hallerde bilinmesi gerektiği araştırılırken kesin bir ölçü koymak mümkün değil ise de, genel bazı kriterlerle önemli özel durumların araştırılması gerekir. Genel kriter olarak, davalının dayandığı tescilin kötü niyetli olduğunu ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın genel hayat tecrübelerine ve hayatın doğal akışına göre bilip bilmediği veya normal görüşlü bir insanın sarf etmesi gereken dikkati sarf etseydi yolsuzluğu ve uyuşmazlığı bilecek durumda olup olmadığı araştırılmalıdır. Ayrıca, bazı fiili karinelerden de yararlanılabilir. Örneğin, temlik edenin temlik alan davalı ile akrabalık ilişkisinin bulunup bulunmadığının, taşınmazın el değiştirmesindeki çabukluk, değerinin çok altında bir bedel ile satılması, tarafların aynı yerde ikamet edip etmedikleri veya aynı köyden olup olmadıkları gibi, bazı fiili karinelerle ilgili olaylar da araştırılarak bu karinelerden yararlanılmalıdır.
Bozma sonrası mahallinde 21.04.2015 tarihinde yapılan keşif sırasında, yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının; dava konusu taşınmazın yaklaşık 10 dönümünün önceki kayıt maliki Hüseyin Oğuz tarafından davacıya satıldığını, yaklaşık 40 yıldır davacı tarafından kullanıldığını, davalının aynı köyde , davacının evine yaklaşık 200m uzaklıkta oturduğunu, daha öncesinde dava konusu davacı tarafından malik sıfatı ile kullanılan yerin ücreti mukabilinde davalı tarafından traktörü ile ekime hazır hale getirildiğini, taşınmazın davacı tarafından satın alındığını ve uzun zamandır onun tarafından kullanıldığını bilmemesinin mümkün olmadığını beyan ettikleri görülmüştür.
Hal böyle olunca; dava konusu taşınmazın köy içinde bulunduğu, 40 yılı aşkın süredir davacının malik sıfatı ile zilyet ve tasarrufunda olduğu, taşınmazı satın alan …’ın aynı köyde oturduğu, hayatın olağan akışına göre davacının malik sıfatı ile davasız ve aralıksız kullanımını bilmemesinin imkansız olduğu anlaşıldığına göre, TMK.nun 1024. maddesi uyarınca aynı Kanunun 1023. maddesine dayalı olarak davalı …’in dava konusu taşınmazı satın almasında iyi niyetli olduğu kabul edilemeyeceği ve davacı lehine dava konusu taşınmazın teknik bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen bölümü üzerinde TMK.nun 713/2 maddesinde yazılı kazanma koşulları gerçekleştiğinden, taşınmazın aynen ifrazının mümkün olup olmadığı üzerinde durulması, ifrazı mümkün olmadığının tespit edilmesi halinde davacının kullanımında olan ve teknik bilirkişi raporunda gösterilen kısmın taşınmazın tamamına oranı tespit edilerek payı oranında davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 24.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.