Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/11305 E. 2017/13603 K. 24.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11305
KARAR NO : 2017/13603
KARAR TARİHİ : 24.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.10.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılar vekili Avukat … ve karşı taraftan davalı … vekili Avukat …… geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacılar vekili, dava konusu 687 parsel sayılı taşınmazın vekil edenlerinin miras bırakanı tarafından 1962 tarihinde kayıt malikinin mirasçılarından satın ve devralındığını, TMK’nun 713/2 maddesi gereğince vekil edenler lehine kazanma koşullarının gerçekleştiğini açıklayarak tapu kaydının iptaliyle vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar ve davalı … vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, diğer davalılar savunmada bulunmamışlardır.
Mahkemece, haricen satışın geçersiz olduğu, davacıların işgalci konumunda oldukları ve kadastro tespitinden itibaren 10 yıllık sürede itirazda bulunulmadığı gerekçeleriyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm; davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tespit sonrası kesinleşme öncesi haricen satın alma ile TMK’nun 713/2. fıkrasında yer alan; “ … maliki 20 yıl önce ölmüş …” hukuki sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından; dava konusu 687 parsel sayılı taşınmazın senetsizden vergi kaydına dayalı olarak 22.9.1962 tarihine davalılar mirasbırakanı…. adına tespit edildiği ve 14.12.1962 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edildiği, kayıt maliki …. 2.2.1950 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır.
Davacılar, öncesi tapusuz olan 687 parsel sayılı taşınmazın, kayıt maliki….mirasçıları tarafından 6.12.1962 tarihli “Senettir” başlıklı senet ile mirasbırakanlarına satıldığını, 1962 yılından dava tarihine kadar eklemeli olarak zilyetliklerinde bulunduğunu, kaldı ki tapu maliki… 1950 yılında ölmüş olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.

Tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar TMK’nun 762. maddesi hükmüne göre menkul mal niteliğindedir. Aynı Kanunu’nun 763. maddesi uyarınca bu gibi malların mülkiyetinin devri zilyetliğin karşı tarafa teslimi ile gerçekleşir. Dava konusu taşınmaz kadastro öncesinde tapusuzdur. Şu halde; davacılar 6.12.1962 tarihli senede, diğer deyişle tespit sonrası ve fakat kesinleşme öncesi satın alma ile başlayan eklemeli zilyetliğe dayalı istemde bulunduklarından Yargıtay ve Dairemiz’in devam eden kökleşmiş uygulamalarına ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi hükmündeki açıklamaya göre 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması mümkün değildir.
Bundan ayrı, kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. TMK’nın 713. maddesinin 1.fıkrasında; ” tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir ” denilmiştir.
Aynı maddenin 2.fıkrasında ise; ”aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir ” amir hükmüne yer verilmiştir. TMK’nın 713/2. maddesinde yer alan üç halden biri olan ”… ölmüş…” ibaresi, Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 tarih ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de; Dairenin sapma göstermeyen uygulamalarında, Anayasa Mahkemesi’nce yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.02.2011 tarihine kadar hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu kabul edilmektedir.
TMK’nun 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması için bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşullarında gerçekleşmiş bulunması gerekir. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur. Başka bir anlatımla mülkiyetin kazanılabilmesi için diğer kazanma koşullarının yanında dava konusu taşınmazda davacı tarafın aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve 20 yıl süreyle zilyet ve tasarrufta bulunması gerekir. Bu koşullardan biri de 20 yıllık kazanma süresidir.
Somut olaya gelince; tüm dosya kapsamı, keşif tutanağı, keşifte dinlenen tanık beyanları ile tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazın 14.12.1962 tarihinde Ali Tosun adına tescil edildiği, kayıt maliki …..ise 1950 tarihinde öldüğü, taşınmazın 6.12.1962 tarihinde davacılar mirasbırakanı tarafından kayıt malikinin mirasçılarından satın alındığı, satın alma tarihinden dava tarihine kadar koşullarına uygun olarak miras bırakan ve davacılar tarafından kullanılarak TMK’nun 713. maddesindeki nizasız fasılasız halde 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliklerinin gerçekleştiği, her ne kadar 6.12.1962 tarihli “senettir” başlıklı satış senedinde kayıt malikinin tüm mirasçılarının imzaları bulunmaması nedeniyle geçerli bir satıştan söz edilemeyecek ise de, davacı yanın nizasız fasılasız 20 yılı aşkın malik sıfatıyla bağımsız zilyetliği bulunduğundan, baştaki bir kısım mirasçıların geçersiz satım işleminin olağanüstü zilyetlikle kazanma koşullarının sübuta ermesine herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Davacılar lehine TMK 713/2 maddesinde yer alan olağanüstü kazanma koşulları oluştuğu gözönünde bulundurularak, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına ve yasal düzenlemelere uygun düşmeyen gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalı …’dan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine,
taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 24.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.