Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/11604 E. 2019/8121 K. 26.09.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11604
KARAR NO : 2019/8121
KARAR TARİHİ : 26.09.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı Hazine vekili, 799 parselde ve bu parselin bir bölümünün imar uygulamasına tabi tutulması ile oluşan 6116 ada 2 ila 9 parseller, 6118 ada 1,2,9,10 parseller, 6119 ada 1 parsel, 6120 ada 1 parsel, 6155 ada 2 parsel, 6185 ada 1 ve 6154 ada 1 parsel no.lu taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının Yamansaz 1. Derece Doğal Sit alanında ve Yamansaz bataklık sahasında bulunan ve aynı zamanda 799 parselin tapu miktar fazlası olarak tescil edilen kısmının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, tapu sicilinin dayanağı olan imar uygulamasının geçerliliğini koruduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir .
Dava; tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
1.Çeşitli safaatlerden geçerek davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş olup Dairemizce: “ Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında Anayasa’nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümezse de 10.03.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer.
Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
Somut olayda; iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin eksiksiz toplanmak suretiyle incelenerek değerlendirilmesi, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi, ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa’nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’nın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesi, Mahkemece bu konudaki görüşünün ortaya konulması gerekmektedir.” gerekçesiyle karar bozulmuş ve bozmaya uyularak yargılamaya devam edilip Mahkemece 27968 ada 4 parsel (eski 799 parsel) sayılı taşınmaza ilişkin davalı tapusunun iptali ile birinci derece doğal sit alanı niteliğiyle davacı hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, diğer parsellere yönelik davanın reddine karar verilmiştir .
Dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu parsellerden 6116 ada 2-3-4-5-6-7-8-9, 6118 ada 1-2-9-10, 6120 ada 1, 6185 ada 1, 6154 ada 1 parsel nolu taşınmazlara davalı yanın tam; 6119 ada 1, 6155 ada 2, 6185 ada 1 no’lu taşınmazlara ise paylı mülkiyet esaslarına göre paydaş olduğu, Mahkemenin 2006/118 esasına kaydedilen dava dosyasının yargılaması devam ederken, gerçek kişi davalıların büyük bölümüne davetiye tebliğ edilememesi, dava konusu taşınmazların davalı kooperatif ile gerçek kişi davalılar arasında müşterek mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı olması nedeni ile davalı kooperatif hakkındaki davanın tefrikine dair karar uyarınca davalı kooperatif hakkındaki dava ayrılarak mahkemenin 2007/181 Esasına kaydedilerek yargılamaya bu esas üzerinden devam edildiği görülmüştür.
Tapu iptali ve tescil davaları, tapuda kayıt maliki olarak görünen kişi ya da kişilere karşı açılır. Bu tür davalarda dava konusu parsellerin birden fazla olması durumunda parsel bazlı olarak davanın tefrik edilmesi mümkün olsa da davalı ile paydaş olan kişiler için tefrik işleminin yapılması hatalıdır. Mahkemece davaya konu parsel maliklerinin tümü için aynı dava dosyasında yargılama yapılarak hüküm tesis edilmesi gerekirken tefrik yapılmış olması doğru değildir.
2.Davacı, dava dilekçesinde dava konusu taşınmazların 1. Derece Doğal Sit alanında bulunması iddiasında bulunduğu gibi aynı taşınmazların bataklık sahasında bulunmasından bahisle de tapu iptali ve tescil talebinde de bulunmuş olmasına karşın mahkemece davalıların kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyeti iktisap şartlarıyla ilgili olarak araştırma yapılmadan eksik incelemeyle hüküm tesis edilmiş olması da doğru değildir .
Kabule göre de hüküm fıkrasında redde konu parseller tek tek belirtilmeden hüküm kurulmuş olması da doğru görülmemiştir .
SONUÇ: Yukarıda (1-2) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının sair temyiz itirazlarının reddine, HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 26 .09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi .