YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11624
KARAR NO : 2020/1140
KARAR TARİHİ : 10.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, davacıların … ilçesi, … Mahallesi, … Mevkii 1505 parsel sayılı taşınmazda müşterek mülkiyet halinde malik olduklarını, zaman içinde aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/457 Esas sayılı dosyası ile ortaklığın giderilmesi davası açtıklarını ve davanın halen derdest olduğunu, paydaşlar arasında fiili taksim yapılarak taşınmaz üzerinde tasarruf etmeye başladıklarını, binalar diktiklerini ve zeytin ağaçları yetiştirdiklerini beyan ederek taşınmazların üzerine inşaa edilen ve dikilen muhtesatın müvekkillerine ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı …, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının davasının kabulü ile dava konusu … ilçesi, … sınırları içinde kain 1505 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların 24.03.2015 tarihli bilirkişi ve ekindeki krokiye göre davacıların muhdesatı olduğunun tespitine, bilirkişiler tarafından sunulan 24/03/2015 tarihli bilirkişi raporu ve krokinin ilam ekinden sayılmasına karar verilmiş olup; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli, tarla nitelikli 1505 parsel sayılı taşınmaz davacılar ve davalılar adına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, dava konusu taşınmaz üzerinde davacıların ve davalıların kullanımında olan yerler bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesine göre, hüküm sonucu kısmında; “istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Kanun maddesinin bu açık hükmünün sonucu olarak, mahkemelerce kurulan hükümler infaz sırasında tereddüt ve şüphe yaratmayacak nitelikte olmalıdır.
Ne var ki; Mahkemece verilen kararın infaza elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki, Mahkemece verilen kararda 1505 parsel sayılı taşınmazla ilgili ” Davacının davasının kabulü ile dava konusu … ilçesi, … sınırları içinde kain 1505 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların 24.03.2015 tarihli bilirkişi ve ekindeki krokiye göre davacıların muhdesatı olduğunun tespitine ” şeklinde hüküm kurulmuş, kararda belirtilen ve hükme esas alınan 24/03/2015 tarihli bilirkişi raporunda, krokide “A” harfi ile işaretlenen alanın kime ait olduğunun belirtilmediği, krokide “F,G,K,J,L,M” harfi ile işaretlenen alanların kime ait olduğu ve üzerinde muhdesat bulunup bulunmadığının belirtilmediği, 24/03/2015 tarihli bilirkişi raporunda tespitine karar verilen muhdesatların kime ait olduğu, nelerden ibaret olduğu ayrı ayrı belirtilmediği gibi, belirlenen ağaçların sayısı, cinsi belirtilmeden muhdesatların 24.03.2015 tarihli bilirkişi ve ekindeki krokiye göre davacıların muhdesatı olduğunun tespitine denilmekle yetinilmiştir.
Hal böyle olunca, davacıya ait olduğu belirlenen muhdesatların nelerden ibaret olduğu, ağaçların sayısı, cinsi ayrı ayrı tespit edilerek HMK’nin 297/2 maddesi uyarınca infaza elverişli biçimde hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
2.Bununla birlikte, davacı vekili dava dilekçesinde ve duruşmadaki beyanında taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesine ilişkin Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2013/457 Esas sayılı dosyasında davalıların davayı kabul ettikleri şeklinde beyanda bulundukları iddiası da gözetilerek ortaklığın giderilmesi dosyasının getirtilerek davalıların dava konusu muhtesatlara ilişkin bir kabul beyanları bulunup bulunmadığı üzerinde durulması gerekirken mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3.Kabule göre de; davalı …’un yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusundaki temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere, muhdesatın tespiti davalarında, davanın konusu (müddeabih) ve değeri, davalıların paylarına isabet eden muhdesat değeri (zemin bedeli hariç) olup, buna göre, yargılama sonucunda hüküm altına alınan nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK’nin 326/2. madddesi uyarınca yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilen vekalet ücretinden her bir davalının tapudaki payı gözönünde bulundurularak sorumlu tutulmaları gerekir. Davaya konu taşınmazda davalı …, tapuda, paylı mülkiyet halinde maliktir. Buna göre, yargılama sonucunda hüküm altına alınan nispi karar ve ilam harcı ile aynı şekilde 6100 sayılı HMK’nin 326/2. maddesi uyarıca yargılama giderinden ve davacılar yararına takdir edilen vekalet ücretinden yukarıda ifade edilen ilkeler doğrultusunda her bir davalının sorumlu olduğu yargılama gideri ve vekalet ücretinin ayrıntılı ve infaza elverişli şekilde belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’un temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.