YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/12380
KARAR NO : 2017/13600
KARAR TARİHİ : 24.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.10.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Av. … geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına konu 669 parsel sayılı taşınmaz üzerinde vekil edeni tarafından üç katlı yapı, kuyu ve bahçe yapıldığını açıklayarak taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların vekil edenine aidiyetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar …, …, … vekili, vekil edenlerinin ortaklığın giderilmesi davasında muhdesatların davacı tarafından yaptırıldığını ikrar ettiklerini, davanın vekil edenleri bakımından reddine karar verilerek yargılama giderinden sorumlu tutulmamaları gerektiğini savunmuş, 8.1.2016 tarihinde mahallinde yapılan keşifte davalılar vekili ile davalı … davayı kabul ettiklerini açıklamışlardır.
Mahkemece, açılan davanın kabul nedeniyle kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm; davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçeli karar davalı …’e 20.04.2016 tarihinde tebliğ edildikten sonra, hüküm diğer davalılar vekili aracılığı ile 9.5.2016 tarihinde temyiz edilmiştir. Her ne kadar davacılar vekili 26.5.2016 havale tarihli temyize cevap dilekçelerinde davalı …’in temyizinin süresinde olmadığını belirtmişler ise de, davalıya gerekçeli karar tebliğinin Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesine göre Bahçelievler Mahalle Muhtarına yapıldığı, 7201 sayılı Tebligat Kamınu’nun 10. maddesine eklenen 2. fıkraya göre; “bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır”, hükmü yer aldığı, aynı zamanda mernis adresi olan adrese önce Tebligat Kanununun 21/1. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğe çıkarılıp buradaki usul yerine getirildikten sonra tebligat yapılamaması halinde aynı Kanununun 21/2 maddesi uyarınca tebliğ işlemi yapılması gerekirken doğrudan 21/2. maddesi uyarınca tebliğ işlemi yapıldığından çıkarılan tebligatın geçersiz olduğunun anlaşılması karşısında, temyiz isteminin süresinde yapıldığının kabulü ile yapılan incelemede:
1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek davanın kabulüne karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nun 326/1.maddesi uyarınca Kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Kanunda yazılı hallerden birisi hiç şüphesiz Yasa’nın 312/2.maddesidir. Bu madde hükmüne göre davalı taraf davanın açılmasına sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderinden sorumlu değildir. Hemen belirtmek gerekir ki; anılan maddenin uygulanabilirliği, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.
Bundan ayrı, kural olarak, muhdesat aidiyetinin tespiti davaları, ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğini açıkça kabul edenler dışında kalan ve muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazda paydaş olan tüm tapu malikleri aleyhine açılması gereklidir.
Somut olaya gelince, davalılar …, …, …’nin taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasında, 26.5.2015 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında; davalının ilgili parsel üzerinde yaptığı inşaatın kaçak olduğunun göz önünde bulundurulmasını talep ettikleri, yine eldeki davada 25.11.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında, Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen ve derdest olan 2015/387 Esas sayılı dava dosyasında dava konusu evin davacı tarafından yapıldığı hususunda beyanda bulunduklarını bu nedenle davalılar yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını açıkladıkları, tahkikat aşamasında 8.1.2016 tarihinde yapılan keşifte de davayı kabul ettiklerini açıkladıkları görülmüştür.
Saptanan bu olgular kapsamında; davalılar …, …, …’nin taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasında dava konusu muhdesatların davalı tarafından yapıldığına itiraz etmedikleri ve eldeki davada da itirazları olmadığını bildirdikleri anlaşıldığından, yukarıda da açıklandığı üzere HMK’nun 312/2 maddesi gereği, davanın açılmasına sebebiyet vermedikleri ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamaları gerektiği kuşkusuzdur.
Bununla birlikte, davalılardan …’e usulune uygun olarak dava dilekçesi ve ön inceleme duruşmasının tebliğ edildiği, davalının cevap dilekçesi sunmadığı gibi ön inceleme duruşmasına katılmadığı, ortaklığın giderilmesi davasında da muhdesat iddiası hakkında beyanda bulunmadığı ancak eldeki davada tahkikat aşamasında 8.1.2016 tarihinde yapılan keşifte davayı kabul ettiğini açıkladığı görülmüştür. Davalı …’in davanın açılmasına sebebiyet verdiği ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği kuşkusuzdur.
Dava konusu muhdesatların üzerinde bulunduğu 669 parsel sayılı taşınmaz davacı … (1/2) ile davalılar …, …, … ve … adlarına (1/8’er) paylı mülkiyet hükümlerine göre kayıtlıdır. Davanın değeri ise muhdesatların davalıların paylarına isabet eden değeridir (zemin bedeli hariç). Davacı, 23.06.2015 tarihli dava dilekçesi ile kendisine ait olduğunun tespitini istediği muhdesatların harca esas değerini 20.000 TL olarak göstermiş ve harcı bu değer üzerinden yatırmış, yargılama aşamasında yapılan keşif neticesinde muhdesatların belirlenen değeri üzerinden harcı tamamlamamıştır. Davalı 8.1.2016 tarihinde yapılan keşifte davayı kabul ettiğini açıklamıştır.
O halde; Mahkemece, yukarıda açıklanan 6100 sayılı HMK’nun 312/1., Harçlar Kanunu’nun 22., Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 6. maddeleri gereği, davacının dava dilekçesinde belirttiği ve harcını yatırdığı değer üzerinden, davalının kabul beyanı ve payına isabet edecek muhdesat değeri göz önünde bulundurularak, harç, yargılama gideri ve yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücreti hakkında belirtilen kanun maddeleri ve tarife uyarınca hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Kabule göre de; 4721 sayılı TMK’nun 684/1 m, 718., 722, 724, 729 m.leri gereğince taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez.Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gereklidir. Mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, muhdesatların mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1. bentte yazılı sebeplerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene, 24.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.