Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/14531 E. 2017/13478 K. 23.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/14531
KARAR NO : 2017/13478
KARAR TARİHİ : 23.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın esastan reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı Hazine vekili, tapuda davalılar adına kayıtlı bulunan 101 ada 596 parsel sayılı taşınmazın 116,33 m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını açıklayarak bu kısmın tapu kaydının iptaliyle kıyı olarak terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ilk kararda davanın kabulüyle dava konusu 101 ada 596 parsel sayılı taşınmazın 116,33 m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesiyle bu kısmın tapu kaydının iptaliyle kıyı olarak terkinine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; Kıyı Kanunu gereği devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer nedenine dayalı tapu iptal ve terkin davasıdır.
Mahkemece verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 05.10.2015 tarih ile 2015/13084 Esas ve 2015/17451 Karar sayılı ilamıyla “ mahkemece yapılacak iş; 3 jeolog ya da jeomorfolog, 1 harita mühendisi ve 1 ziraat mühendisinden oluşacak bilirkişi kuruluyla yeniden dava konusu taşınmazda keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve topografik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, her ikisinin çakışmaması halinde çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişiye açıklattırılması, ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa’nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’nın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle, yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesi, Mahkemece bu konudaki görüşünün ortaya konulması ve ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” şeklindeki gerekçesiyle yerel mahkemece verilen karar bozulmuştur.
Bozma üzerine Mahkemece; yeniden esas verilerek, duruşma açılmış ve bozma ilamına uyularak keşfe gidilip, yeniden bilirkişi raporu alınması üzerine “Mahkememizce yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, mahkememizce keşifte yapılan gözlem taşınmazın konumu zeytinlik oluşu jeoloji bilirkişi heyet raporu da dikkate alınarak kıyının doğal yapısına herhangi bir müdahalenin yapılmadığını, dolgu malzeme bulunmadığını, topoğrafyasında herhangi bir değişiklik yapılmadığını, araştırma çukuru açılarak çıkan numunelerin incelendiğinde tarıma elverişli arazi gözlemlendiğini, bilirkişilerce araştırma çukuru sınırında ise kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık ve benzeri birimler gözlemlendiğini, 101 ada 596 parselin tamamının tespit edilen kıyı kenar çizgisi kapsamında kalmadığı anlaşıldığından ”şeklindeki gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
İlk olarak; Jeoloji Mühendisinin 02.06.2016 tarihli raporunun son sayfasında “Deniz ile arasında yaklaşık 1.5-2 m kot farkı olan parsel sınırında açılan araştırma çukurunda tarıma elverişli killi siltli materyal gözlemlenmiştir. Araştırma Çukuru sınırında ise, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk çakıllık ve benzeri birimler gözlemlenmiştir” cümlesi yer almaktadır. Ayrıca Bozma ilamında keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, her ikisinin çakışmaması halinde çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişiye açıklattırılması ve bu hususta rapor alınması gerektiği belirtilmiştir. Ancak alınan raporda kıyı kenar çizgisi belirlenmekle Bakanlıkça onaylanan kıyı kenar çizgisinin çakışmadığı bilimsel verilerle açıklanmamıştır. Hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle komşu parsellere de uygulanan kıyı kenar çizgisi haritaları ile Bakanlığın kıyı kenar çizgisi haritaları da getirtilerek ve yukarıda belirtilen hususlar da dikkate alınarak eksiklikleri giderecek şekilde rapor alınması ve buna göre bir karar vermesi gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekili tarafından yapılan temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 23.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.