YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/16675
KARAR NO : 2020/2733
KARAR TARİHİ : 01.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, … İli … ilçesi … … Mahallesi … mevkiinde, 106 ada 3 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkulde, 119 metrekare iki katlı ev bulunduğunu, söz konusu evin bir katının davacılardan …’e, bir katının da davacılardan İdris’e ait olduğunu, bu nedenle evin müvekkilleri adına tespitinin gerektiğini, yine … ili … Mahallesi … mevkiinde bulunan 106 ada 1 parselde kayıtlı gayrimenkulde bulunan evin ve ağaçların ise davacılardan … ‘a ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi vermemiş, davalılar vekili 07.04.2015 havale tarihli beyan dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile … ili … ilçesi … … mahallesi 106 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde bulunan 2 katlı ev ve tek katlı ahır ile muhtelif cins ağaçların davacı …’a aidiyetinin tespitine, … ili … ilçesi … … mahallesi 106 ada 3 parsel sayılı taşınmaz içerisinde bulunan 3 katlı ev ve muhtelif cins ağaçların davacı …’a ve …’a aidiyetinin tespitine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı paydaşlar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu taşınmazların kadastro tespitinin, 17.06.1997 tarihinde yapıldığı, itiraz olmadan 17.03.1998 tarihinde kesinleştiği, davaya konu 1 parselin davacılardan İbrahim adına iki katlı kargir ev ve bahçe vasfıyla tescil edildiği, kadastro tutanağında davacılardan İbrahim tarafından parsel üzerine 1972 tarihinde ev yapıldığının belirtildiği, 3 parselin ise, bir katlı kargir ev ve bahçe vasfıyla davacılar İdris ve …’in babası adına tespit gördüğü, davaya konu taşınmazlar hakkında davalılar murisi tarafından tespit öncesi nedene dayanarak tapu iptal tescil davası açıldığı, … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/42 Esas 2002/237 Karar sayılı ilamıyla davalılar murisinin dayanak 19.11.1985 tarihli tapu kaydı uygulanmak suretiyle, davaya konu taşınmazların 2/3 hissesinin davalılar murisi adına tesciline karar verildiği, 28.03.2004 tarihinde kararın kesinleştiği, davaya konu taşınmazların 2/3 payı üzerinde davalıların elbirliği halinde malik oldukları, 106 ada 1 parselin 09.03.2015 tarihinde ifraz görerek 1.345.28 m2 kısmının yol vasfıyla, davacılardan İbrahim ve davalılar adına 106 ada 1/A parsel olarak tescil edildiği, oluşan son tapu kayıtlarında muhdesat şerhi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad.718 ). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir.(HMK mad. 114/1-h ve 115)
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince, mahkemece, dosya içerisinde celp edilen … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/42 Esas, 2002/237 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde, davalıların sonradan satın alma yoluyla arazide hissedar oldukları, her hangi bir şekilde taşınmaz üzerinde kullanımlarının olmadığı, davacıların uzun zamandır devam eden kullanımlarına da ses çıkarmadıkları, fen bilirkişisi Metin Nevzat tarafından düzenlenen 22.06.2001 tarihli krokide her iki taşınmaz üzerinde de ev bulunmakta ise de, o tarihte de taşınmazları davacıların kullandıkları ve mevcut evlerin de davacılara ait olduğunun anlaşıldığı, yapılan keşifte dinlenen tanık beyanları ve inşaat mühendisi bilirkişiden alınan rapor da birlikte değerlendirildiğinde her iki parsel üzerinde eski mevcut yapıların yıpranmış olması nedeniyle yıkılarak yerine dava konusunu oluşturan ve tespiti istenilen yeni binaların davacılar tarafından yapıldığı, taşınmazların bulunduğu yerde karayollarınca kamulaştırma işlemi yapılması nedeniyle, davacıların dava açmakta hukuki yararı da bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, hükme esas alınan raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez. Şöyle ki, dava, dava konusu taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğünün kamulaştırma kapsamında kaldığı iddiası ile açılmış ancak, dava konusu taşınmaza ilişkin kamulaştırma evrakları ile kamulaştırma haritası getirtilerek keşif sırasında uygulanmamış ve dava konusu muhdesatların kamulaştırma kapsamında kalan alanda yer alıp almadığı, yine davaya konu ağaçların kamulaştırma ilanından önce mi sonra mı dikildiği de belirlenmemiş, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesis edilmiştir.
Hal böyle olunca, dava konusu alana ilişkin kamulaştırma haritalarının getirtilmesi, mahallinde keşif yapılarak taşınmazın çalışma alanı içinde kalıp kalmadığının saptanması, dava konusu alanın harita üzerinde işaretlenmesi, davaya konu ağaçların kamulaştırma ilanından önce mi sonra mı dikildiğinin tespit edilerek hukuki yarar olgusunun saptanması gerekir. Bu hususlar düşünülmeden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; 6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesine göre, mahkeme kararında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur. Mahkemece, kabul kararı verilen ağaçlar, cins, yaş ve adet olarak hükümde belirtilerek, HMK’nin 297/2. maddesine uygun infaza elverişli bir şekilde hüküm kurulması gerekirken, muhtelif cins ve nitelikte ağaçların davacılara ait olduğunun tespitine şeklinde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.