Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/16814 E. 2020/2754 K. 01.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/16814
KARAR NO : 2020/2754
KARAR TARİHİ : 01.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Zilyetlik Sebebiyle 713/2 Gereğince Tapunun İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı … temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, önce murisi … … ve onun ölümüyle kendi zilyetliğinde olan 769 ada 1 parsel ve 759 ada 1 sayılı taşınmazların kadastro çalışmalarında ölü olduğu yazılan, açık kimlikleri ve adresleri tespit olunamayan … Karısı …, … kızı … ve … karısı … adına tescil edildiğini, ölü olan ve açık kimlik bilgileri olmayan bu kişilerin tapu kaydındaki hisslerinin iptali ile tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalı temsilcisi, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın açık kimlikleri ve adresleri tespit olunamayan … Karısı …, … kızı … ve … karısı … isimli kişilerin kim olduklarının tespit olunamaması ve kadastro tespitinde ölü olduklarının belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; TMK’nin 713/2. fıkrasında düzenlenen “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” ve “ölüm” ile kazandırıcı zilyetlik hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacıların; TMK’nin 713/2. fıkrasında düzenlenen “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin yapılan değerlendirmede, dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazlardan, arsa nitelikli 769 ada 1 parsel Maliye Hazinesi, … Belediyesi, …, …, … (… karısı) … (… karısı), … (… kızı) adlarına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, çekişme konusu diğer taşınmaz olan, arsa nitelikli 759 ada 1 parsel … Belediyesi, … …, …, … (… karısı) … (… karısı), … (… kızı) adlarına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, kadastro tespitinin 244 ada 68 parsel (İmar öncesi) 19.06.1972 tarihinde tapu kaydı uygulaması sonucu olarak … oğlu … …, … karısı …, … kızı …, … karısı … adlarına yapıldığı ve tespit tutanağında 7.8.1934 tarih ve 23 nolu revizyon gören tapu kayıtlarında … karısı … ile … kızı … ve … karısı …’ün isimlerine yer verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya bir payın koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de, TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir(Yargıtay HGK’nin 10.4.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar, 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Soyut ve nam-ı mevhum(sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül(el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerden tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilmez.
Somut olaya gelince, kayıt maliki olan … karısı …, … kızı …, … karısı …’ün kadastro tespit tutanağında 07.08.1934 tarih 23 nolu revizyon gören tapu kayıtlarında isimlerine verilmiş olduğu, yukarıda açıklandığı üzere kayıt maliklerinin tanınmıyor olması onun bilinmeyen bir kişi olduğu anlamına gelmediği gibi tapu kaydına esas belge ve kayıtlarda maliklere ilişkin bilgilere yer verilmesi halinde kayıt maliklerinin bilinen bir kişiler olduğunun kabulünün gerekeceği açıktır. Bu sebeple maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan sebebine dayalı açılan davanın reddi gerekir.
Davalı temsilcisinin, dayandığı ikinci hukuki sebep olan maliki yirmi yıl önce ölmüş hukuki sebebine gelince; tapu iptali ve tescil davalarında dava kural olarak kayıt malikine, kayıt maliki ölü ise mirasçılarına yöneltilerek açılır. Somut olayda, tapuda kayıt maliki görünen … karısı …, … kızı …, … karısı …’ün mirasçılarının bulunup bulunmadığının araştırılmadığı ve kayıt malikine ait veraset belgesinin temin edilmediği belirlenmiştir.
Bilindiği üzere, tapu iptali davalarında, davanın, kayıt malikine, kayıt maliki ölmüşse mirasçılarına yöneltilmesi gereklidir. Ayrıca, kural olarak TMK’nin 713/2. maddesine dayalı olarak açılan davalarda kayyımın yeri bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, kayıt malikine kayyım tayin edilerek bu tür davaların yürütülmesi mümkün değildir. Kayıt malikinin mirasçılarının bilinmesi halinde davaya dahil edilerek mirasçılar aleyhine yargılamaya devam edilmesi, aksi halde gerek tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olması ve gerekse TMK’nin 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazine aleyhine yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması gereklidir.
Bu nedenlerle, öncelikle kayıt maliklerinin hasımlı veraset belgelerinin (hasım Hazine olacak) alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, malikin veraset belgeleri alındığında ve mirasçılarının da olduğu anlaşıldığı takdirde davanın mirasçılarına yöneltilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması, hiç mirasçı bırakmadan ölmüş ise bu durumda TMK’nin 501. maddesinin göz önünde tutulması gerekmektedir.
O halde, Mahkemece kayıt maliklerine ait veraset belgeleri alınmadan buna bağlı olarak taraf teşkili sağlanmadan, işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın başında mahkemece kendiliğinden gözönünde bulundurulur. Taraf teşkili sağlanması durumunda, işin esasına girilerek iddia, savunma, toplanan ve toplanacak delliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davalı temsilcisinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
01.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.