YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17194
KARAR NO : 2020/2979
KARAR TARİHİ : 04.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davalıların murisi … adına tespit ve tescil edilen taşınmazın, tespit ve tescil edilmesinden itibaren bu güne kadar geçen süre içinde müvekkili tarafından nizasız ve fasılasız olarak zilyet edildiğini, gerek davalıların murisi ve gerekse davalılar tarafından hiç kullanılmadığını, müvekkilinin gerçekte bu taşınmazın kendine ait olduğunu bildiğini, davalıların dava konusu taşınmazı 30.12.2014 tarihinde tapuda intikal ettirdiklerini, intikal sonrasında 2015 yılında davalı …’nun taşınmazı ektiğini belirterek 103 ada 199 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkil adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, murislerinin ölümüne kadar taşınmazı kullandığını, vefatından sonra mirasçılarının 1996 yılına kadar kullanımının devam ettiğini, 1996-2003 yılları arasında taşınmazın davalılardan … tarafından ekildiğini, 2003 yılında davalılardan … ile davacı arasında yapılan anlaşma sonucunda birbirlerine ait taşınmazları karşılıklı olarak kullanmaya başladıklarını, bu türlü kullanıma diğer mirasçıların muvafakat etmemesi üzerine karşılıklı kullanıma 2012 yılında son verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nin 713/2. maddesinde düzenlenen ölüm hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. TMK’nin 713. maddesinin 1.fıkrasında; ”Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Aynı maddenin 2.fıkrasında ise; ”Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir ” amir hükmüne yer verilmiştir. TMK’nin 713/2. maddesinde yer alan üç halden biri olan ”… ölmüş…” ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de; Dairenin sapma göstermeyen uygulamalarında, Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.03.2011 tarihine kadar hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu kabul edilmektedir.
TMK’nin 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması için bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşulların da gerçekleşmiş bulunması gerekir. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur. Başka anlatımla mülkiyetin kazanılabilmesi için diğer kazanma koşullarının yanında dava konusu taşınmazda davacı tarafın aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve 20 yıl süreyle zilyet ve tasarrufta bulunması gerekir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın 13.08.1977 tarihinde kesinleşen kadastro sonucunda … adına kayıt edildiği, tapu malikinin 28.09.1987 tarihinde vefat ederek davalıları mirasçı bıraktığı ve tapu kaydının 30.12.2014 tarihinde intikal gördüğü anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, dava konusu taşınmaza malik sıfatıyla, kadastro tespit tarihinden itibaren nizasız ve fasılasız zilyet olduğunu, malik olduğu bitişik parsel ile birleştirmek suretiyle kullandığını iddia etmiş, bir kısım davalılar vekili, davalılardan … ile yapılan karşılıklı kullanım anlaşması uyarınca davacının 2003 – 2012 yılları arasında dava konusu taşınmazı kullandığını savunmuştur. Uyuşmazlık ve dava konusu taşınmazın davacı tarafın aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve 20 yıl süreyle zilyet ve tasarrufunda olup olmadığı hususunda toplanmaktadır.
Mahkemece, keşifte dinlenen mahalli bilirkişi … “bu dava konusu taşınmaz haricindeki yerler için anlaşmaları vardı, anlaşmaları şu şekildeydi, … davalıların murisi …’dan kalan taşınmazları kira bedeli karşılığında ekip biçecekti, hatta bir defasında bir yer için bende … ile …’in arasına girip onları kira bedeli konusunda uzlaştırdım, ancak dava konusu taşınmaza ilişkin böyle bir anlaşmaları olup olmadığını bilmiyorum” şeklinde beyanda bulunduğu beyanın devamında ise “ 1977 senesinde köyümüzden kadastro geçti, 1977 senesinden başlayarak şimdiden 10 yıl öncesine kadar dava konusu taşınmazı … kullandı, 10 yıl öncesinde de … taşınmazı …’e sattı, … de aldığı tarihten 2014 senesine kadar taşınmazı kullanmaya devam etti. yine köyümüzde aynı pafta içerisinde dava konusu taşınmaza benzer şekilde bir taşınmaz başka birisi tarafından kullanılıyordu, davalı …’in taşınmazın kendilerine ait olduğuna dair tapuyu ibraz etmesi üzerine o kişi taşınmazı kullanmayı bıraktı, yine bu bahsettiğim yer için büyükler takas yapmışlar” dediği, davacı tanığı …’ın “Davacı benim amcamın oğlu olur, ben kendimi bildim bileli dava konusu taşınmaz davacı …’in babası amcam … tarafından kullanılmaktadır, taşınmaz ona da kendi üst soyundan intikal etmiştir, dava konusu taşınmazın davalıların murisi … ile herhangi bir alakası olup olmadığını bilmem, benim babamın annesi, davacının babası … amcamın annesi ve … adlı şahıslar 3 kardeşlerdir, zamanında atalarından kalan taşınmazlar 3 parçaya ayrılmış ve bu şekilde kullanılmaktadır, bu saymış olduğum şahısların arasında taşınmazların kullanımına ilişkin olarak takas yapılıp yapılmadığını bilmem, benim bildiğim taşınmazın …’in babası amcam … tarafından kullanıldığı, amcamdan davacıya kaldığıdır….taşınmazın etrafındaki tel örgüler davacı … tarafından taşınmaz …’den satın alındıktan sonra çevrilmiştir, davacı … ile davalı … arasında buraya ve kira parasına ilişkin olarak bir tartışma olup olmadığı hususu sorulsun, ben böyle bir tartışma olup olmadığını bilmiyorum ”şeklinde beyanda bulunduğu, diğer davacı tanığı …’ın “… davacı … ile davalı … arasında kira parasına ilişkin olarak bir tartışma olup olmadığı hususu ve davalıların murisi ile davacının ataları arasında dava konusu taşınmazın takas suretiyle kullanılmasına ilişkin bir anlaşma olup olmadığı hususu sorulsun, ben dava konusu taşınmaza ilişkin böyle bir anlaşma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ayrıca kira parasına ilişkin olarak taraflar arasında tartışma olup olmadığı hususunu bilmiyorum.” dediği , davacı tanığı …’ın “….bizim buralarda takas suretiyle yerlerin kullanımı mümkündür, bu şekilde yapılarak aslında tapusu kendisine ait olmayan kimseler başkasının yerini kendi malı olarak kullanır, ancak burada da bu şekilde bir işlem olup olmadığını bilmiyorum, benim bildiğim dava konusu taşınmazın ben kendimi bildim bileli davacı … tarafından kullanıldığıdır, kira parasına ilişkin olarak taraflar arasında tartışma olup olmadığı hususunu bilmiyorum.” şeklinde beyanda bulunduğu , davalı tanıklarından …’ın “tarafları köylüm olması sebebiyle tanırım, ben davacı … ile davalı … tarafından sorunlar çıkması üzerine davalı …’e bu işin bu şekilde olmayacağını gidip tapudan tapu kaydı çıkartması gerektiğini söyledim, bunun üzerine davalı … tapu kayıtlarını çıkardı, yaklaşık 80 adet taşınmaz olduğunu gördü, yine bu şekilde …’ın da kullandığı bir yer varmış, …, …’nun tapuyu göstermesi üzerine kullandığı yeri terk etti, ancak … bu şekilde bir dava açmış benim bilgilerim buna ilişkindir, taşınmazı davacı … ben kendimi bildim bileli kullanır, son iki yıl içerisinde kira parası yüzünden sıkıntı yaşandı bu yüzden … tarafından biçilen ot taşınmazda kaldı, 199 parsel sayılı taşınmaz davacı … tarafından …’den satın alınmıştır, taşınmaz yaklaşık 8-10 sene evvel …’den satın alınmıştır, … burayı kullanmıyordu, yine …’e aitken de taşınmaz … tarafından kullanılmaktaydı” şeklinde beyanda bulunduğu, davalı tanıklarından …’ın ise “tarafları köylüm olması sebebiyle tanırım, benim bildiğim dava konusu yerin … tarafından davalı …’ten hayvan otlatmak için kiralandığıdır, ancak ben buranın malikini bilmem, başkaca da bir bilgim yoktur.” dediği görülmüştür.
O halde Mahkemece; adı geçen mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının yeniden dinlenmelerinin sağlanması, taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime ne şekilde ve hangi tarihte intikal ettiğinin, davacıların zilyetliğinin başlangıcı ve sürdürülüş şeklinin özellikle davacı kullanımının takasa ya da kira ilişkisine istinaden olup olmadığı hususunda tanıklardan ayrıntılı olarak sorularak açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde, HMK’nin 261. maddesi gereğince aykırılığın giderilmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, TMK’nin 713/1 ve 2. fıkralarında ifade edilen şartların (somut olayda) oluşup oluşmadığı yeterince araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 04.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.