YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/18052
KARAR NO : 2020/3420
KARAR TARİHİ : 15.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklı Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … vekili, boşanmayla beraber 113 ada 30 parselde kayıtlı taşınmazın üzerindeki 3 katlı binanın davacının çalışmasıyla elde ettiği gelirle alındığı, evlilik birliği içinde edinilen mal olması sebebiyle davalı adına tapu kaydının iptaliyle en az yarısının maliki olan davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın davacı ve davalı tarafından henüz boşanma gerçekleşmeden önce müştereken edinildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile taşınmazın davalı adına tapu kaydının ½ oranında iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı hakları doğar. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır (07.10.1953 tarihli ve 8/7 sayılı YİBK, 4721 Sayılı TMK mad.227/1, 231 ve 236/1). TMK’nin 239/1. fıkrasında; “Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir…” denilmektedir. 226/3. maddede ise “Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler” hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır. Başka bir anlatımla, tasfiye alacaklısı ayrık durumlar hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul edebilir.
Açıklanan bu kuralın istisnaları 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 226/2. maddesinde (alacaklı eşin tasfiyeye konu paylı malda üstün yararını kanıtlaması) ve 240. maddesinde (aile konutu veya eşyanın söz konusu olması) tahdidi olarak belirtilmiştir. Temyize konu davadaki somut olayda, açıklanan istisnai durumlar mevcut değildir.
Taraflar 18.03.1982 tarihinde evlenmiş, davaya konu taşınmaz 15.07.2002 tarihinde satış yoluyla davalı erkek tarafından edinilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı tapu iptal tescil isteminde bulunmuş ise de, Mahkemece 10.06.2010 tarihli celsede talebin edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine yönelik talep olup olmadığı, eğer buna ilişkinse davaya konu taşınmaza yapılan katkı miktarı ve katkı tarihinin ne olduğuna ilişkin açıklama yapması ve buna ilişkin harcın yatırılması için süre verildiği, verilen süre içinde davacı vekili tarafından sunulan 22.07.2010 havale tarihli dilekçeyle, davaya konu taşınmazın taraflarca müştereken edinildiği, taşınmazın bugünkü değerinin 250.000 TL olup, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yarısının mal rejimi gereği davacıya ödenmesini talep ettiği, yine duruşmada alınan beyanlarında da taşınmaz değerinin yarısını talep ettiğinin anlaşıldığı, buna göre davacının talebinin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.. Gerek 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallardan kaynaklanan katkı payı alacağı ve gerekse 01.01.2002 sonrası edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde edinilen mallardan kaynaklanan katılma alacağına ilişkin istekler bakımından 07.10.1953 tarihli ve 1953/8 Esas, 1953/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihadları Birleştirme Kararı uyarınca ayın (mülkiyet) istenemez. Gerek katkı payı ve gerekse katılma alacağı davalarında istenebilecek hak; kural olarak şahsi nitelikte bir alacak hakkıdır. Mahkemece; taşınmazın davacı ve davalı tarafından henüz boşanma gerçekleşmeden önce müştereken edinildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazın davalı adına tapu kaydının ½ oranında iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiş ise de; yukarıda bahsedilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Daire ilke ve uygulamaları gereğince bu karara katılma imkanı yoktur. O halde bu iddia ile açılan davada ayın istenemeyeceği kuralı gözetilerek, davacı tarafın mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan ve şahsi alacak niteliğinde olan alacak istemi hakkında, taraf delilleri ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.