YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/18660
KARAR NO : 2017/11530
KARAR TARİHİ : 26.09.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı 3. kişi vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26.09.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı 3. kişi vekili Avukat …., Avukat … ve karşı taraftan davalı alacaklı vekili Avukat ….. geldiler. Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
… A R A R
Davacı 3. kişi vekili, 06/01/2015 tarihinde haczedilen menkullerin davacıya ait olduğunu, borçlu şirket ile müvekkili şirket arasında organik bağ bulunmadığını, müvekkili şirkette bulunan müsvedde evraklar ve borçlu firmanın adının yazılı olduğu promosyon defter yaprakları üzerinden yola çıkılarak müvekkilinin borçlu ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmayacağını, davacı şirketin adresine hiç bir tebligatın yapılmadığını, haciz esnasında da borçlunun hazır olmadığını, müvekkili ve borçlu firmanın aynı sanayi sitesi içerisinde komşu olarak bulunduklarını, bu nedenle ticari ilişkilerinin olduğunu, 2013 yılının 6. Ayı itibari ile taraflar arasındaki ticari ilişkinin son bulduğunu, borçlu firmanın haciz yapılan mahalden taşınmasından sonra davacının bu adrese taşındığını, eskiden kalma evraklarının bulunması ve bunların müsvedde evrak olarak faks veya printerda kullanılması veya promosyon olarak dağıtılan defterler üzerinde borçlunun isminin yazıyor olmasının her iki firma arasında bir bağ olduğu ve müvekkile ait olan malların haciz edilebileceği anlamına gelmeyeceğini, haczedilen malların mülkiyetinin müvekkil şirkete ait olduğunu iddia ederek davanın kabulü ile menkuller üzerindeki haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, mahcuzların borçluya ait olduğunu, …’nin, 29/05/2015 tarihli ortaklar kurulu kararıyla …….’ye tüm aktif ve pasifiyle birlikte devrolduğunu, yapılan haciz esnasında …..ye ait bulunan evrakların borçluların haciz mahallindeki adreste faaliyet gösterdiğini ortaya koyduğunu, her iki firmanın 19/06/2012-15/01/2013 tarih aralığında resmi olarak da aynı adreste faaliyet gösterdiğinin
tescil edildiğini, davacı şirketin resmi ortaklık yapısında gözüken pay sahibi …, ….’in kızı, pay sahibi …’ın ise…’in damadı, diğer pay sahibi ……’in…’in diğer kızı …’in eşi olduğunu, davacı firma ortağının, müvekkili banka borçlusu….’nin eski ortağı olduğunu, davacı firma ortağı …’ın borçlu …… ortağı olduğunu, her iki firmanın aynı iş kolunda faaliyet gösterdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlu vekili, davacı tarafın istihkak iddiasına bir diyeceklerinin olmadığını, ancak müvekkilinin davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, bu nedenle müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, haciz mahallinde, borçlu şirketin ünvan ve adresinin yazılı olduğu belgelerin bulunduğu, davacı tarafından fatura ve diğer evrakların müsvedde evraklar olarak kullanıldığı beyan edilmişse de; faturaların belirli bir süre saklanması gereken evraklar olduğu, dolayısıyla davacı üçüncü kişi tarafından faturaların müsvedde olarak kullanıldıkları iddialarının yerinde olmadığı, davacı şirket ile borçlu şirket arasında ortaklık yapıları, akrabalık ilişkileri ve kullanılan adresler bakımından organik bağın mevcut olduğu, istihkak iddiasına konu taşınır mallar için herhangi bir fatura da ibraz edilemediğinden mülkiyet karinesinin alacaklı lehine değerlendirildiği, kaldı ki, faturaların her zaman düzenlenmesi mümkün olup başkaca delille desteklenmedikleri sürece tek başına istihkak iddiasını ispat aracı olarak kabul edilmelerinin mümkün olmadığı, davacı üçüncü kişi ile davalı borçlu arasında alacaklıdan mal kaçırmaya matuf iş birliği ve muvazaa olgusu bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir
Hüküm, davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı 3. kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Şöyle ki;
Dosya içerisinde bulunan ticaret sicil kayıtlarına göre davacı 3. kişi şirket ile takip borçlusu şirketin 13/06/2012 ila 17/01/2013 tarihleri arasında haciz adresinde birlikte faaliyet gösterdikleri, davacı 3. kişi şirketin hakim ortağı …’ın takip boçlusu şirketlerden …. nin ortakları… ve F….damadı olduğu, takip borçlusu şirketlerden …..in Yönetim Kurulu başkanı….ile de enişte- kayınbirader oldukları, davacı şirketin diğer ortağı …’ın da… ve …’in kızı, …n kızkardeşi olduğu, bu bilgilere göre de davacı şirket ile takip boçlusu şirketler arasında organik bağın bulunduğunun kabulü gerekir.
Ayrıca, haciz sırasında takip boçlusu şirketlere ait çok sayıda evrak ve faturaya da rastlanmış olup, her ne kadar davacı şirket bu evrakların müsvedde kağıt olarak kullanıldığını ileri sürmüşse de bulunan evrakların tarihi nazara alındığında gerek Vergi Usul Kanununa göre gerekse de Türk Ticaret Kanunu’na göre bu fatura ve evrakların saklama ve muhafaza süreleri bitmediğinden bu iddiaya itibar etmek de mümkün değildir. Öte yandan;
Mahkemece gerekçeli kararın son bölümünde davacı tarafça istihkak iddiasına konu taşınır mallar için herhangi bir fatura da ibraz edilemediği belirtilmişse de, davacı 3. kişi, 08.01.2016 tarihli dava dilekçesi ekinde dava konusu mahcuzlara ait olduğunu iddia ettiği bir takım faturalar vermiştir.
Yukarıda belirtilen hususlar nazara alındığında dava dosyası ve takip dosyası kapsamında somut olayda mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına
olduğunun kabulü gerekir. Bu karinenin aksinin 3. kişi tarafından güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlanması gerekir. Fatura ise her zaman temini mümkün belgelerden olduğundan istihkak davalarında başkaca delillerle de desteklenmesi gereklidir, salt fatura sunulması ve buna dayanılması karinenin aksinin ispatı için yeterli değildir. Somut olayda da dava dilekçesi ekinde mahcuzlarla ilgili olduğu iddiasıyla fatura sunulmuşsa da dosyada bulunan diğer deliller dikkate alındığında alacaklı/borçlu yararına olan mülkiyet karinesinin aksinin ispatlanamadığının kabulü gerekir. Tüm bu nedenlerle davacı 3. kişinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı 3. kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı alacaklıya verilmesine, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 29,20 TL peşin harcın onama harcından mahsubu ile kalan 2,20 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 26.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.