YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/19939
KARAR NO : 2017/14990
KARAR TARİHİ : 09.11.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı 3.kişi Türkiye Finans Katılım Bankası vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, borçlunun üçüncü kişi banka nezdindeki hesapları üzerine haciz konularak icra dosyasına gönderilmesinin istendiğini, Bankanın para bulunan hesap üzerinde borçlu ile imzaladıkları kredi sözleşmeleri nedeni ile rehin hakları bulunduğunu ileri sürerek itiraz ettiğini, ancak ortada muaccel hale gelmiş bir alacağın olmadığını belirterek istihkak iddiasının reddine ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, Bankanın haciz kararını rehin haklarından sonra gelmek üzere işleme koymasının bu konudaki mevzuata ve borçlu ile imzalanan kredi sözleşmelerine uygun olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemiz’in 26.05.2014 tarih ve 2013/ 14779 Esas 2014/ 10601 Karar sayılı ilamı ile; üçüncü kişi Banka’dan, davalı borçlu ……arasında imzalanan sözleşmelerin tarihini gösterir onaylı bir örneği ile ödeme planının ve varsa tahsilât makbuzlarının getirtilip, alacaklının başlattığı bu takibe konu borcun doğduğu tarih ve takip tarihi itibarı ile Banka’ya olan borcun varlığını koruyup korumadığı, borç var ise ne kadar olduğu ve borçlu mudinin hesap hareketleri incelettirilerek, Banka tarafından rehin, hapis, takas ve mahsup hakkı ileri sürüldükten sonra, borçlunun hesabından serbestçe tasarruf edip etmediğinin belirlenmesi için banka hesap işleri konusunda uzman bilirkişiden ayrıntılı rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği, aynı şekilde bankanın, çekle işleyecek hesap açarken ve çek karnesi verirken gerekli basiret ve itinayı göstermek zorunda olduğu da dikkate alındığında, rehin hakkını sadece karşılıksız kalan çekler ve ibraz edilmeyen çekler ile ilgili olarak ileri sürebileceğinin kabulü gerektiği, bu nedenle haciz tarihi itibarı ile tamamen ya da kısmen karşılıksız kalan çeklerden doğan yasal sorumluluk miktarı ile henüz muhatap bankaya ibraz edilmeyen çek yapraklarından kaynaklanan risk miktarı toplamı banka kayıtları üzerinde yaptırılacak teknik bilirkişi eli ile saptanması gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak, ilgili banka kayıtları dosyaya arasına alınarak bilirkişi marifetiyle incelettirildiği, bilirkişinin incelediği kayıtlarda, haciz kararının tebliğ tarihi ile davalı bankanın iddia etmiş olduğu riskler ve rehin haklarının yasaya uygun olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı olarak açtığı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Davalı üçüncü kişi banka ve takip borçlusu arasında Bankacılık İşlemleri Sözleşmesi imzalanmış olup, anılan sözleşmenin 25.maddesinde, müşteri ve kefilleri, bankaya karşı doğmuş ve doğacak her türlü borçlarına karşılık, Bankanın … ve şubeleri nezdinde doğmuş ve doğacak vadesi hulul etmiş veya etmemiş her türlü alacakları, özel cari katılım ve yatırım hesapları, nakit, senet, sair tüm kıymetli evrakları üzerinde Bankanın rehin ve hapis hakkı olduğu, herhangi bir ihbara lüzum kalmaksızın ve muaccel olup olmadığına bakılmaksızın alacakları ile resen takas ve mahsuba yetkili olduğu kabul edilerek sözleşme imzalanmıştır.
Davalı üçüncü kişinin dayandığı rehin ve hapis hakkının anılan sözleşmenin imzalandığı tarihte doğduğunun kabulü gerekir.
Nitekim, TMK’nun 881. maddesinde: “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir…” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre; anılan düzenleme alacak rehnine kıyasen uygulandığında, ileride doğacak alacakların da rehnedilebileceği sonucuna varılabilir.
Bankanın üçüncü kişi sıfatı ile istihkak iddiasında bulunabilmesi için haciz müzekkeresinin davalı Banka’ya tebliğ edildiği tarih itibarı ile Banka’ya olan borcun varlığını koruması ve Bankanın herhangi bir riskinin bulunması durumunda bu miktarlar ile sınırlı olmak üzere üçüncü kişi bankanın dava konusu hesaplar üzerinde rehin ve hapis hakkının bulunduğunun kabul edilmesi gerekir.
Somut olayda haciz yazısının tebliği tarihinde kredi sözleşmesinden doğan borcun tamamının ödenmemiş olduğu,nakit risk, çek riski ve mer-i teminat mektubu riski olmak üzere toplamda 84.887 TL risk bulunduğu hükme esas alınan bilirkişi raporları ve dosya içerisinde bulunan diğer belgeler ile sabit olup borçlunun hesabında bulunan 60.806 TL ‘nin davalı 3.kişi bankanın risklerini karşılayacak miktarda olmaması sebebiyle davacı alacaklının davasının reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde, belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı 3.kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.