Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/20085 E. 2020/2734 K. 01.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20085
KARAR NO : 2020/2734
KARAR TARİHİ : 01.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklı Alacak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … vekili, davaya konu 194 ada 176 parsel sayılı taşınmaz bedelinin yarısının yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu taşınmaz zemininin davalıya mirasen intikal ettiğinden kişisel malı olduğu, üzerindeki yapının ise Almancı olarak tabir edilen … isimli hayırseverin yardımlarıyla yapıldığı, karşılıksız kazanım olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 01.01.2002 tarihinden önce 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad.170). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri mal varlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK mad.544, TBK mad.646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad.186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad.189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği mal varlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtayın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 Sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı miktarları hesaplanmalıdır.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad.229) ve denkleştirmeden (TMK mad.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK mad.219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad.231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad.236/1). Katılma alacağı, Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK mad.227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad.222).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 21.04.1982 tarihinde evlenmiş, 07.10.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu 194 ada 176 parselde kargir ev ve arsası olarak kayıtlı taşınmazın kadastro yoluyla 02.12.2003 tarihinde davalı adına tescil edildiği, kadastro tutanağında, murisin zilyetliğinde olan taşınmazın 10.12.1995 tarihinde vefatı ile geriye mirasçı olarak davalının da aralarında bulunduğu mirasçılarının kaldığı, mirasçıların 1996 yılında bir araya gelerek rızaen taksim yaptıkları , davaya konu parselin taksimle davalıya kaldığı belirtilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).
Mahkemece, davaya konu taşınmaz zemini davalıya mirasen intikal ettiğinden kişisel malı olduğu, üzerindeki yapının ise Almancı olarak tabir edilen … isimli hayırseverin yardımlarıyla yapıldığı, karşılıksız kazanım olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş ise de, yapılan inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Dosya kapsamına göre, davalı tarafından cevap dilekçesi ve ön inceleme duruşmasında, … isimli hayırseverin yardımıyla davaya konu taşınmazın inşa edildiği ileri sürülmediği halde Mahkemece tanık beyanlarına itibar edilerek taşınmaz üzerindeki yapıya yönelik davanın reddi doğru görülmemiştir. Buna göre,davaya konu taşınmazın, 1996 yılında yapılan taksimle davalıya isabet ettiği, daha sonra zemin kat üzerine 2 kat daha inşa edildiği, davacı taraf ve tanıkları tarafından bu 2 katın 2002-2004 yılında inşa edildiğinin, davalı taraf tanıkları tarafından 2 katlı yapının 2000 öncesi inşa edildiğinin beyan edildiğinin anlaşıldığı, dosyaya sunulan 22.05.2015 tarihli inşaat bilirkişi raporunda, alınan beyanlara göre zemin katın 1980 yılında inşa edildiği, 1. kat ve 2. kat inşaasına başlandıktan sonra 1994 yılında tamamlanmadan oturulduğu 2002 yılında da tamamlandığı tespit edilmişse de, iki katlı yapının inşaasının 2002 öncesi dönemde yapılan kısımları ile 2002 sonrası yapılan kısımları olup olmadığının dosya kapsamında toplanan delilerden anlaşılamadığı, bu nedenle Mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılmak ve taraflarca gösterilen tanıklar yeniden dinlenmek suretiyle yapının 1. ve 2. katının inşasına ne zaman başlanıp ne zaman bitirildiğinin ayrı ayrı tespit edilmesi sonrasında davacının 2002 öncesi dönemde tamamlanan kısım için katkı payı alacağı, 2002 sonrası dönemde tamamlanan kısım için katılma alacağı hakkı olup olmadığının Dairemizin yukarıda belirtilen ilke ve uygulamaları ışığında belirlenmesi, dosyadaki tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.