YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2424
KARAR NO : 2017/13563
KARAR TARİHİ : 24.10.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleşen davaların reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi asıl davanın davalısı, birleşen davanın davacısı alacaklı vekili tarafından istenilmiş, ancak duruşma istemi değerlendirilmeden Dairemizin 19.11.2015 tarih, 2015/15480 Esas, 2015/20738 …. sayılı kararla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiş, bu karara karşı davalı alacaklı vekili tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesindeki talep dikkate alınarak 24.12.2015 havale tarihli karar düzeltme dilekçesi Dairemizce duruşma talepli temyiz dilekçesi olarak değerlendirilmiş, anılan onama kararı kaldırılmak suretiyle işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.10.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü temyiz eden asıl davanın davalısı, birleşen davanın davacısı alacaklı vekili Avukat …..geldi. Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
… A R A R
Asıl davanın davacısı, birleşen davaların davalısı 3. kişi vekili, … 17.İcra Müdürlüğünün 2012/10807 esas sayılı icra dosyasından, 3.kişinin adresinde İİK.nun 99.maddesi uyarınca haciz işlemi uygulandığını, haciz yapılan iş yerinin 1980 yılından beri müvekkiline ait bir iş yeri olduğunu, işyerinin tapu kaydının, iş yeri telefonunun, su aboneliğinin, vergi kaydının 3. kişi adına kayıtlı bulunduğunu, borçlu ..’in müvekkilinin oğlu, aynı zamanda işçisi olduğunu, haciz mahallindeki menkullerin davacıya ait olduğunu iddia ederek asıl davanın kabulü ile muhafaza işlemlerinin durdurulmasını, haciz işleminin iptaline karar verilmesini, birleşen davaların da reddini istemiştir.
Asıl davanın davalısı, birleşen davaların davacısı alacaklı vekili, borçlunun iş yerine 05.06.2012 tarihinde hacze gidildiğini, haciz mahallinde hazır bulunan ve borçlunun kardeşi olan Tahsin…’in “haciz adresinin borçlu şahısla ilgisinin olmadığını, adresin babaları H.İbrahim…’e ait olduğunu” belirterek haciz işlemine itiraz ettiğini, yapılan evrak araştırmasında, borçlu ……’e ait bir takım evraklar bulunmasına rağmen borçlunun söz
konusu adresle ilgisinin olmadığını iddia etmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,…..Bankası dekontuna göre parayı çeken kişinin borçlu …… olduğu ve dekont altında ise borçlunun imzasının bulunduğunu, borçlu ….Başsavcılığının 2012/53876 soruşturma dosyasına verdiği dilekçede, adresini haciz adresi olan….. No:89…ler Ticaret Altındağ/…” olarak belirttiği ve bu adreste sunta işleri ile uğraştığını ve bahse konu adreste faaliyet gösterdiğini açıkça ikrar ettiğini, üçüncü şahsın, haciz yapılan adresle ilgisi olmadığı iddiasının soyut iddiadan ibaret olduğunu, üçüncü şahıs ile borçlu arasında akrabalık ilişkisi olup organik bağ bulunduğunu, bu nedenle istihkak iddiasının yerinde olmayıp, kötü niyetli olarak hareket edildiğini, ibraz edilen bir takım belgelerin her zaman tanzimi mümkün olabileceği gibi, alacaklı lehine mülkiyet karinesinin aksinin ispatına yeterli olamayacağını belirterek, asıl davanın reddine, birleşen davaların kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; borçlunun … … olduğu, takibe konu çeklerde keşideci ……’in adresinin bulunmadığı, ödeme emrindeki ve ihtiyati haciz kararındaki adresin haciz adresinden farklı adres olup “……” olduğu ve ödeme emrinin bu adreste tebliğ edildiği, haczin yapıldığı, …..” adresindeki iş yerinin, dosyaya ibraz edilen ve aksi iddia edilmeyen evraklardan 1981 yılından itibaren …’ le ortak olarak, 1991 tarihinden itibaren de kendi şahsı adına davacı …’e ait olduğu, iş yerinin ve iş yerinin bulunduğu gayrimenkulün davacı …’in mülkiyetinde olduğu, defterler üzerinde bilirkişi tarafından yapılan incelemede, haczedilen malların faturalarının davacı adına kesildiği ve defterlere kayıt edildiği, haciz mahallinde bulunduğu iddia olunan ve fotokopileri dosyaya eklenen tahsilat makbuzlarının, 2006 ve 2008 tarihlerine ait olduğu ve dikkate alınamayacağı, alınan yazı cevaplarından haciz adresine ilişkin olarak ……’in vergi mükellefiyetinin bulunmadığı, tüm bunlara göre haczedilen iş yerinin davacı …’e ait olup, iş yerine ait defterlerin ve faturalara ilişkin kayıtların incelenmesinde haczedilen ve alınan malzemelerin iş yerinin faaliyetinde kullanılmak üzere, bedelleri iş yeri sahibi tarafından ödenen mallar olduğu, borçlu ……’ in iş yerinde herhangi bir resmi ortaklığının bulunmadığı ayrıca dosyaya ibraz edilen ifade fotokopisinde de, iş yerinin babasına ait olduğunu, bizzat kendisinin nakit paraya ihtiyaç duyduğundan borç para aldığını beyan ettiği, bu ifadenin haczedilen malların borçluya ait olduğuna dair aksi sabit olmayan kesin ve inandırıcı bir delil niteliğinde olmadığı, tüm bunlara göre haczedilen malların davacı 3.şahıs olan iş yeri sahibi …’e ait olduğu, haczedilen mallar 3.kişiye ait iş yerinde haczedilmiş olup üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan icra memurunun İİK .nun 99. Maddeye göre işlem yapmasının doğru olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davaların ise reddine karar verilmiştir.
Hüküm, asıl davanın davalısı, birleşen davaların davacısı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, alacaklı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- 6100 sayılı HMK’nun 33. maddesi uyarınca, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan hâkim, tarafların ileri sürdükleri maddi olay ve netice talepleri ile bağlı olup, onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. 04.06.1958 tarih, 1958/16-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da kabul edildiği gibi, taraflarca ileri sürülen iddia ve maddi olayların hukuki tavsifini yapmak mahkemeye ait olup, hakim olaya uyan ilgili yasa
maddelerini re’sen gözetmek, bulmak ve uygulamak zorundadır. Eş anlatımla, olayların hukuksal açıdan değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi mahkeme hakimine aittir. Bu ilke ışığında, asıl ve birleşen dava dilekçelerindeki anlatımlardan ve talep sonucuna göre, asıl dava, 3. kişinin İİK’nun 96. vd maddelerine dayalı istihkak iddiasına, birleşen davalar ise alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ve icra memuru işleminin iptaline ilişkindir.
İstihkak davalarında, davanın değeri, hacizli malın değeri ile takibe konu alacak miktarından hangisi az ise ona göre belirleneceğinden, asıl davada takibe konu alacak miktarı, hacizli malın değerinden daha fazla olduğu için, hacizli malların değeri üzerinden hesaplanacak nispi karar ve ilam harcının başlangıçta 1/4’ünün peşin olarak alınması gerekirken, maktu harç ile yetinilmiş; yargılama aşamasında mahkemece de eksik nispi harç ikmal ettirilmeksizin yargılamaya devam edilerek, davanın esası hakkında kabul kararı verilmiş; davacı 3. kişi lehine de, tarife uyarınca nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Buna göre, eldeki istihkak davası nispi harca tabi davalardan olmasına rağmen, başlangıçta yatırılan maktu harç ile yetinilerek, mahkemece eksik nispi harç ikmal edilmeksizin yargılama bitirilip davanın esası hakkında karar verildiğinden asıl davada davacı 3. kişi lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken anılan taraf lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Bu konuda, Dairemizin yerleşik uygulaması ve ….. uygulamaları da bu yöndedir.(HGK, 07.05.2014 tarih, 2013/17-1828 Esas,2014/583 …. sayılı karar)
Ne var ki, belirtilen bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle vekalet ücretine ilişkin alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın hüküm fıkrasının 2012/497 sayılı esas dosya yönünden verilen karar bölümünün 5. bendindeki “… 13.960 TL vekalet ücretinin….” rakam ve sözcüklerinin çıkartılarak yerine “ 440,00 TL vekalet ücretinin…” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacı 3. kişiden ve davalı borçludan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı alacaklıya verilmesine ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 24.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.