YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5047
KARAR NO : 2019/9314
KARAR TARİHİ : 21.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili dava konusu 5651 ada 5 parselde bulunan arsa vasıflı taşınmazda tarafların paydaş olduklarını, taşınmaz üzerinde, vekil edenlerinin altmış yıllık süre içinde ayrı ayrı yapı yapmaları neticesinde taşınmazın mahalle durumuna geldiğini, davalının … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/2331 Esas sayılı dosyasında müvekkillerine karşı ortaklığın giderilmesi davası açtığını, hangi vekil edeninin dava dilekçesinde hangi davacının hangi muhtesatı yapıp meydana getirdiğini de belirterek, davalarını anılan ortaklığın giderilmesi davasında açıkça kabul edenler dışında kalan ve taşınmazda paydaş olan tapu malikine karşı açtıklarını belirtmek suretiyle, ilgili muhdesatın dilekçesinde yapıp meydana getirdiğini açıkladığı ilgili müvekkiline aidiyetine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise davaya cevap dilekçesinde, … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin taraflar arasında görülen 2013/2331 Esas sayılı dosyasında görülen davada her ne kadar davanın 1. celsesinde davayı kabul beyanında bulunamamış olsalar da (müvekkilinden bilgi alamaması sebebiyle) sonradan yaptıkları araştırma ve inceleme neticesi dava konusu arsa üzerindeki muhdesatlarla ilgili bir bağlarının bulunmadığının anlaşılması üzerine mahkemeye verdikleri 02.02.2015 tarihli dilekçe davacı tarafın muhdesat iddialarını kabul ettiklerini bu davanın açılmasından önce beyan ettiklerini, kabul dilekçelerini mahkemeye sunduklarını ve eş zamanlı olarak da davacı vekili Av. …’a da 02.02.2015 tarihli cep telefonu konuşmasında bildirdiklerini, bu davanın ortaklığın giderilmesi davasını uzatmak için açılmış olduğunu, müvekkilinin HMK’nin 312/2 maddesine göre davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinden vekil edeninin sorumlu tutulmasının kanuna ve hakkaniyete aykırı olduğunu savunmuştur.
Davacılar vekili ise cevaba cevap dilekçesinde, davalı taraf vekilinin, aralarındaki telefon konuşmasını saptırdığını, kendisinin ortaklığın giderilmesi davasındaki ara karar gereği dava açtığını, karşı tarafın ortaklığın giderilmesi davasında davanın kabulüne dair dilekçe sunmuş olabileceğini ve fakat bu dilekçesini tebliğe çıkarmamış olduğunu ileri sürerek, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açılmasına sebebiyet verenin davalı taraf olduğunu, davalı tarafın davayı kabul ettiğini ve bu nedenle yargılama giderlerinden de sorumlu olduğunu belirtmiştir.
Celse arasında ve mahkemeye sundukları 02.02.2015 tarihli dilekçe ile ve muhdesat tespiti davasının açıldığı tarih olan 06.02.2015 tarihinden önce davacıların muhdesat iddialarını kabul ettiklerini belirterek HMK’nin 312/2 maddesi gereğince davanın açılmasına sebebiyet vermemiş olmaları nedeniyle yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, “davanın kabulü ile” şeklinde karar verilmiş, devamında yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile ilgili hüküm yazılmıştır. Hükme karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz talebinde bulunmuştur.
Dava, muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü düzenlenmiş olup infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur.
Somut olayda ise, Mahkemenin gerek kısa kararında gerekse gerekçeli kararında HMK’nin 297/2. maddesinde belirtildiği üzere, davanın taraflarına yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hüküm tesis edilmemiş olup hükmün mevcut haliyle infazı da mümkün görünmemektedir. Bu nedenle Mahkemece, HMK’nin 297/2. maddesine belirtildiği şekilde ve davanın niteliğine uygun olarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde HMK’nin 297. maddesindeki açıklamaya uymayan nitelikte hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 21.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.