YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6087
KARAR NO : 2018/18275
KARAR TARİHİ : 07.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın husumet nedeniyle reddine, birleşen 2007/151 esas sayılı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, birleşen 2007/242 esas saylı davanın reddine, birleşen … esas sayılı davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … vekili 2005/3 esas sayılı asıl dosyada, davalı eş Hasan tarafından Hollanda’dan diğer davalılara paralar gönderildiğini, bu paralar ile dava dilekçesinde belirtilen malvarlıklarının davalı eş Hasan ve diğer davalılar adına edinildiğini, ayrıca davalı eş Hasan’ın Türkiye’ye döndüğünde Hollanda’daki borçların davacının üzerine kaldığını açıklayarak, davalı eş Hasan adına kaydedilen taşınmazın davalı … ile birlikte davacı adına tesciline, 17.600 Euro civarındaki borçların davalı …’dan tahsiline, ayrıca gönderilen paralarla satın alınan mallardan davacının hissesine düşenlerin aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedellerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, 2007/151 esas sayılı birleşen dosyada davalı eş Hasan adına kaydedilen taşınmazın tarafların evlilik birliği içinde birlikte edinildiğini ancak davalı eş Hasan tarafından diğer davalı olan abisine muvazaalı olarak devredildiğini açıklayarak, öncelikle taşınmazın tapu kaydının iptali ile tamamının davacı adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı ile davalı eş Hasan adına birlikte tesciline, bunun da mümkün olmaması halinde davacının maddi katkısının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, … esas sayılı birleşen davada, düğün sırasında taraflar arasında bir mehir senedi yapıldığını, davalı eş Hasan’ın Türkiye’ye dönerken bu mihir senedi ile davacıya ait dava dilekçesinde belirtilen ziynet eşyalarını aldığını, ayrıca davalı eş Hasan adına kayıtlı taşınmazda bulunan ekli listedeki taraflara ait ev eşyalarının taşınmazın davalı eş Hasan’ın annesi ve babası olan diğer davalılar tarafından kiraya verilmesi nedeniyle akıbetinin ne olduğunun bilinmediğini açıklayarak, ziynet ve ev eşyalarının aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedellerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, … esas sayılı birleşen davada ise, davalı eş Hasan adına kaydedilen taşınmazın tarafların evlilik birliği içinde birlikte edinildiğini ancak davalı eş Hasan tarafından diğer davalı olan abisine muvazaalı olarak devredildiğini açıklayarak taşınmazın tapu kaydının iptali ile öncelikle davacı adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde davacı ile davalı eş Hasan adına tesciline ya da davacının evdeki hakkının tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar …, …, …,……, … ve … vekili, asıl davanın ve birleşen davaların reddini savunmuştur.
Mahkemece, …esas sayılı dosya açısından, davacının davasının husumet nedeniyle reddine, birleşen 2007/151 esas sayılı dosya açısından davacının 20.000-TL artık değere katılma alacağı talebinin kısmen kabulü ile 9.541,81-TL artık değere katılma alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının diğer taleplerinin reddine, birleşen 2007/242 esas sayılı dosya ve birleşen 2012/19 esas sayılı dosya açısından davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Davacı vekilinin 2012/19 esas sayılı birleşen dosyaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına,
2.Davacı vekilinin 2005/3 esas sayılı asıl dosyaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Mahkemece, davacının davasının husumet nedeniyle reddine karar verilmişse de bu karara katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, dava dilekçesindeki açıklamalara ve iddianın ileri sürülüş şekline göre dava genel hükümlere dayalı tapu iptal-tescil ve alacak isteğine ilişkindir. Davacı mal rejimine ilişkin alacak ve taleplerini diğer birleşen dosyada talep etmiş ve mahkemece bu istekler yönünden karar verilmiş bulunmasına göre, 2005/3 esas sayılı davadaki talepler yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı gerekçelerle davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
3.Davacı vekili ile davalılar vekilinin 2007/151 esas sayılı birleşen dosyaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
a) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekili ile davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b)Davacı vekili ile davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Eşler, 18.07.1996 tarihinde evlenmiş, 28.05.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM mad. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad. 10, TMK mad. 202/1). Tasfiyeye konu 2635 parseldeki 120/160 hisse, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 21.09.2004 tarihinde satın alınarak davalı eş adına tescil edilmiş, 30.12.2004 tarihinde diğer davalı abisine satılarak devredilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken “eklenecek değerler” göz önünde bulundurulur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesine göre; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir. Mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda, üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun’un 241. maddesine göre alacak davası açıldığında 229.maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği yeniden araştırma konusu yapılmayacaktır.
Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından 229. maddede sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Mahkemece, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının anlaşılması durumunda, söz konusu mal mevcut kabul edilerek yapılan hesaplamada davacı tarafın katılma alacak hakkının olup olmadığı, varsa miktarı saptanarak davalı eşten tahsili yönünde hüküm kurulmalıdır. Tasfiyede devredilen malvarlığının devir tarihindeki durumu (niteliği, seviyesi, yaşı vs.) esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri hesaplanır. (TMK mad. 235/2)
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundan hareketle dava konusu taşınmaz yönünden 9.541,81-TL katılma alacağına hükmedilmişse de; bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; taraf beyanları, tanık beyanları, dosya içeriği ve toplanan tüm delillere göre dava konusu taşınmazın davalı eş Hasan’ın edinilmiş malı olduğu anlaşıldığına göre, mahkemece davacının talebinin mal rejiminin tasfiyesine yönelik olduğu kabulünden hareketle katılma alacağına hükmedilmiş olması doğrudur. Mahkemece tasfiye konu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden hesaplama yapılarak katılma alacağına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, tasfiyede devredilen mal varlığının devir tarihindeki durumu (niteliği, seviyesi, yaşı vb.) esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri hesaplamada göz önünde bulundurulur. (TMK mad. 235/2). Bu itibarla, Mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek, tasfiyeye konu taşınmazın devir tarihindeki durumu esas alınarak tasfiye tarihindeki (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihindeki) sürüm (rayiç) değeri belirlenerek bu miktarın yarısı üzerinden katılma alacağına hükmedilerek davalı eş Hasan’dan tahsiline karar verilmesi gerekirken taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden hesaplanan katılma alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır.
Öte yandan, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve üçüncü kişi davalı olarak gösterilse dahi bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından sorumlu tutulmaz. Sadece, üçüncü kişi hakkında 229. maddedeki amaç ve doğrultuda lehine kazandırma veya devrin yapıldığının tespiti ile yetinilmelidir. Zira, ancak tasfiye sırasında borçlu eşin mal varlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine TMK’nin 241. maddesine göre eksik kalan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabilecektir. Başka bir anlatımla, borçlu eşin mal varlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacaktır.
Mahkemece, mal rejiminin tasfiyesi hakkında nihai karar verilmesiyle başlayan tasfiye süreci, alacak miktarının tahsil edilmesiyle tamamlanır. Borçlu eşin mal varlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ancak bu sürecin ilerleyen aşamalarında belli olacağından, üçüncü kişinin daha tasfiyenin başlangıcında (mahkeme kararıyla) borçtan sorumlu tutulması doğru olmaz. O halde, eşle birlikte eşten kazandırma veya devralan üçüncü kişiye karşı dava açılması durumunda, mahkemece yapılması gereken iş; HMK’nin 167. maddesi uyarınca üçüncü kişiye (davalı …’e) karşı açılan dava hakkında “ayırma kararı” verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eşe karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK’nin 165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması olmalıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve değerlendirmeler karşısında; mahkemece davalı … hakkında açılan dava için, açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılması gerekirken; hüküm altına alınan katılma alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi de doğru değildir.
c)Bundan ayrı, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde faiz talebi olduğu halde mahkemece bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru olmamıştır.
4.Davacı vekilinin … esas sayılı birleşen dosyaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Mahkemece davada dayanak gösterilen mihir senedinin mevcudiyetinin ispatlanamadığı, dava dilekçesinde belirtilen ziynetlerin mevcudiyetine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, davacının ziynetler ve eşyalar yönünden iddialarını ispatlayacak bilgi ya da belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, bu karara katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, davacı dava konusu ev eşyalarının, ziynet eşyalarının ve mihir senedinin mevcudiyetini ispat edememiştir. Ne var ki, davacı vekili, dava dilekçesinde yemin deliline de dayandığından, mahkemece davacı tarafa yemin delili hatırlatılmadan ve yemin deliline dayandığını bildirmesi halinde davalıya usulüne uygun yemin teklif edilmeden yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ:1- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddi ile … esas sayılı birleşen davanın reddine ilişkin hükmün ONANMASINA, 2-Davacı vekili ile davalılar vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2), (3-b), (3-c) ve (4) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle kabulüyle hükmün 2005/3 esas sayılı asıl dava, 2007/151 esas sayılı birleşen dava ve 2007/242 esas sayılı birleşen dava yönünden, 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu dosyalara yönelik davacı vekili ile davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (3-a) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, bozma nedenine göre davacı vekili ile davalılar vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene ayrı ayrı iadesine, 07.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.