YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/657
KARAR NO : 2018/17403
KARAR TARİHİ : 16.10.2018
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3.kişi, borçlu şirketle ünvan benzerliğinden dolayı kendisine ait gömleklerin haczedildiğini, faturalarının da mevcut olduğunu belirterek, haczin kaldırılmasını ve malların tarafına iade edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili ispat külfeti kendisinde olan davacının, iddiasını ispat edememiş olmasının yanısıra, malların borçlu şirkete ait olduğunu gösterir karineleri de çürütemediğini, ”Bataş Giyim” ticari ünvanı ile borçlu şirketin uzun yıllar faaliyet gösterdiği iş yerinde, aynı sektörde faaliyetine devam eden davacının istihkak iddiasının reddini talep etmiştir.
Davalı borçlu şirket vekili, mahcuzların müvekkili şirket ile ilgisinin bulunmadığını, farklı bir adreste turizm sektöründe faaliyet gösterdiklerini beyan etmiştir.
Mahkemece; borçlu hakkında yapılan takipten dolayı İstanbul 20. İcra Müdürlüğünün 2014/143 talimat sayılı dosyası ile 22.07.2014 tarihinde haciz yapıldığı, davacı 3. kişinin haciz uygulanan iş yerinin ve haczedilen menkullerin kendisine ait olduğunu iddia ettiği; haczedilen mallarla ilgili bilirkişi incelemesi yapılamamış ise de; ibraz edilen faturalara, dinlenen yeminli tanık beyanlarına, Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazı cevabına, vergi levhasına v.b. belgelere göre haciz uygulanan yerin ve menkul malların davacı adına kayıtlı olduğu anlaşılmakla davanın kabulü ile, haczedilen mahcuz eşyaların davacıya aidiyetinin tespitine, haczin kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1-Davalı vekilinin usule ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yargılamanın makul sürede bitirilmesi için delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. HMK’nin 119/1-(f) hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir. Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK. m.140/5). Tarafların delil olarak dayandıkları belgeler tamamlanmamışsa tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu haklarını … kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. Yukarıda belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere delil gösterme ile delil sunma ayrı olarak ele alınmıştır. Tarafların delil göstermesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Tarafların, Kanunda belirtilen bu sürelerden sonra delil gösterebilmeleri ancak iki yasa maddesinde belirtilen hallerle sınırlıdır. Bu istisnai haller; iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde ile sonradan delil gösterilmesinin hüküm altına alındığı 145. maddedeki durumlardır. Kanunda düzenlenen diğer süreler delil sunmaya yöneliktir.(HGK‘nın 20.04.2016 tarih 2016/2-695 Esas,2016/522 Karar )
HMK 318/1. maddesi uyarınca basit yargılama usulünde taraflar dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini ve hangi vakıanın delili olduğunu bildirmelidir. Kanunda belirtilen; iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi başlıklı 141. madde ile 145. maddede düzenlenen “Taraflar Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir” hükümleri HMK 318/1. maddesinin de istisnasını oluşturmaktadır.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı 22.09.2014 tarihli dava dilekçesinde deliller kısmında nüfus kayıt örneği, mahcuzlara ait faturaya dayanmış, dilekçe ekinde vergi levhası, sicil gazetesi, mahcuzlara ait fatura ve şirket kaşesini sunmuştur. Davacı dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamıştır. Davacı vekili 11.11.2014 tarihli dilekçesinde ise, açıkça tanık deliline dayanmıştır. Basit yargılama usulüne tabi olan istihkak davasında cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi bulunmadığı dikkate alındığında davacı yönünden delil gösterme süresi dava dilekçesinin sunulması ile sona ermiştir. Davacı vekili verdiği ikinci dilekçede tanık deliline dayanmış ise de ikinci dilekçe delil gösterme süresinden sonra verilmiş olduğundan davacının tanık deliline dayanmadığının kabulü gerekir. Mahkemece yukarıda belirtilen delil gösterme süresinin istisnasını oluşturan HMK 141 ve 145. maddelerine atıf yapılmaksızın davacı tanıklarını dinleyerek hükmün gerekçesinde de bu tanık beyanları doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesi açıkça kanuna aykırılık teşkil ettiğinden davalı alacaklı vekilinin tanık beyanlarının geçersizliğine ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmüştür.
2-Esasa dair temyiz itirazlarının incelenmesinde; borçlu ve 3. kişi şirketin ticaret sicil kayıtlarında faaliyet konuları tamamen aynı olmasa da borçlu şirketin tüm ünvanlarında giyim faaliyet konusunu barındırdığı, şu an faaliyet konusunun turizm olduğu beyan edilmiş olmasına karşın giyim unvanını da kullanmaya devam ettiği, taraflar arasında amca-yeğen olmaları nedeniyle akrabalık bağının bulunması, 3. kişinin borçlunun daha önce faaliyet gösterdiği adreste faaliyet göstermesi, haciz sırasında borçlu şirket adına kartvizit ve borçlu şirket adına kesilmiş Nisan 2014 tarihli elektrik faturasının bulunmuş olması, dosyaya sunulan İstanbul 12. İcra Dairesinin 2013/2869 Esas sayılı dosyasındaki 22.04.2013 tarihli haciz tutanağında aynı adreste borçlu şirket yetkilisi Enver Hamzaoğlu(Bakırtaş)‘nun hazır olması ve kendisini 3. kişiye ait şirket çalışanı olarak bildirmiş olması, dosyada bulunan SGK tahakkuk fişlerinden borçlu şirket yetkilisi Enver Hamzaoğlu(Bakırtaş)’nun 3. kişinin çalışanı olarak görünmesi hususları değerlendirildiğinde karinenin borçlu dolayısıyla alacaklı lehine olduğunun kabulü gerekir. İspat külfeti altında olan üçüncü kişinin dayandığı faturanın takip tarihinden sonra düzenlenmesi, mahcuzlarla karşılaştırılması mümkün olmayan ve ayırt edici özelliğe sahip olmayan eşyalara ilişkin olması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366. ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.