Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/9168 E. 2019/10841 K. 03.12.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/9168
KARAR NO : 2019/10841
KARAR TARİHİ : 03.12.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı, 370 ada 22 ve 32 parsel sayılı taşınmazların Hazine adına tescil edildiğini ancak taşınmazlarda TMK’nin 713/2 maddesi uyarınca 20 yıllık malik sıfatıyla zilyetliği bulunduğundan dolayı mülkiyet hakkını kazandığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kadasto çalışmalarından itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davanın 370 ada 22, 32, 26, 27, 23, 24 ve 25 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davacılar …, …, …, … ve … tarafından açıldığı, Mahkemece, verilen tefrik kararı ile eldeki davanın davacı … tarafından 370 ada 22 ve 32 parsel sayılı taşınmazlara yönelik tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olduğu, anılan taşınmazların geldisinin 370 ada 6 parsel sayılı taşınmaz olduğu, kadastro tespitinin 10.09.1968 tarihinde 1/2 pay ile … kızı …, 1/2 payla da Muhittin Yeke adına yapıldığı, … kızı …’nın ölü olduğunun belirtildiği, Van Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1992/119 Esas-408 Karar sayılı ortaklığın giderilmesi davası ile aynen taksime karar verilerek aynı ada 11, 12, 13, 14 ve 15 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu, 11 parsel sayılı taşınmazın … kızı … adına tescilinden sonra 14.07.2005 tarihinde anılan parselin hükmen Hazine adına tescil edildiği ve 27.10.2006 tarihinde ifrazı ile de Hazine adına tescil edilen dava konusu 22 ve 32 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu anlaşılmaktadır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, Kanun’un açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanun’un açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2 maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir.
Her ne kadar, TMK’nin 713/2. maddesinin 2.fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, Anayasa Mahkemesinin 17.3.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasanın 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bu açıklamalar ışığında; TMK’nin 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.3.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK’nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ile 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Diğer yandan, 4721 sayılı TMK’nin 713/2. maddesindeki az yukarıda sayılan sebepler birbirinden ayrı ispat koşulları olan dava nedenleridir. Davacı taraf bu sebeplerden bir ya da bir kaçına dayanarak iptal ve tescil davası açtığı taktirde; hakimin davacı tarafa süre ve imkan vererek yazılı olan bu sebeplerden hangisine dayandığının açıklattırılması (HMK mad.31) ve yargılamaya özgülenen hukuki sebebe dayalı olarak devam edilerek tarafların buna göre delillerinin toplanıp, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Dairenin ve HGK’nin yerleşmiş içtihatlarına göre, birbirinden ayrı ispat koşulları olan bu üç halin birarada görülerek sonuca gidilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Somut olaya gelince, davacı, dava dilekçesi ile TMK’nin 713/2 fıkrasında yazılı nedenlerle mülkiyet hakkını kazandığını ileri sürdükten sonra 18.01.2016 havale tarihli dilekçesi ile de davalı Hazine’den önce kayıt maliki olan … kızı …’nın kim olduğu anlaşılamadığını, kimliği tapu kaydından anlaşılamayan kişi adına kayıtlı olması nedeniyle zilyetliğe dayalı tapu iptal ve tescil davasını açtıklarını belirtmişlerdir.
Hal böyle olunca; davanın, TMK’nin 713/2 maddesi uyarınca açılan tapu kütüğünden malikinin kim olduğunu anlaşılamaması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olduğu gözetilerek buna göre irdelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış niteleme ile hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.