Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/9589 E. 2019/10503 K. 25.11.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/9589
KARAR NO : 2019/10503
KARAR TARİHİ : 25.11.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Maliye Hazinesi Temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Hazine adına kayıtlı 161 ada 47 parsel sayılı taşınmaz ile 131 ada 75 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 20 yıldır zilyet olup arazileri ihya ederek bakımını yaptığını, bu taşınmazlardan 161 ada 47 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bağ, fıstık, badem ve benzeri ağaçlar dikip yetiştirdiğini ve taşınmazı kapama meyve bahçesi haline getirdiğini, taşınmaz üzerinde bir ev yaptığını, 131 ada 75 parsel sayılı taşınmaz üzerinde ise bağ bitkisi dikerek taşınmazı kapama meyve bahçesi haline getirdiğini, dava konusu taşınmazların da içinde bulunduğu bölgede DSİ tarafından Çetintepe Barajı (sulama barajı) yapılacak olmasından dolayı, dava konusu taşınmazların üzerindeki muhdesatlarla beraber sular altında kalacağını, bölgenin kamulaştırılması hususunda Bakanlar Kurulu kararı bulunduğunu açıklayarak, dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan ev ile muhtelif tür ve yaştaki ağaçların davacıya aidiyetine karar verilmesini, bu hususun taşınmazların tapu kaydına şerh düşülmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazların mülkiyetinin Hâzineye ait ve orman vasfında olduklarını, Hazine tarafından yapılacak Çetinkaya Barajı için DSİ Genel Müdürlüğüne tahsis edildiğini, Yargıtay HGK’nin 17.06.2009 tarihli ve 2009/7-217 Esas-2009/276 Karar sayılı kararında belirtildiği gibi muhdesatların arz maliklerinden başka kimselere aidiyetine karar verilemeyeceğini açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 161 ada 47 parsel sayılı taşınmazda fen bilirkişisinin 17.02.2016 tarihli raporuna ekli krokide (B) harfi ile gösterilen toplam 8280,97 m2 üzerinde ekilen meyve ağacı, 8,00 m2 büyüklüğündeki havuz, 30 m2 büyüklüğünde ki kargir ev ile 131 ada 75 parsel sayılı taşınmazda aynı raporda ekli krokide (C) harfi ile gösterilen toplam 1857,54 m2 üzerinde ekilen meyve ağacı şeklindeki ve (D) harfi gösterilen 784,12 m2 üzerinde ekilen meyve ağacı şeklindeki muhdesatların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, taşınmazların tapu kaydına şerh konulması yönündeki talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesat tespiti ve muhdesatların tapu kayıtlarında davacı adına şerh edilmesi isteğine ilişkindir.
Somut olayda, tapu kaydı ile kadastro tutanaklarına göre, kadastro çalışmaları sırasında, 161 ada 47 parsel sayılı taşınmazın, orman vasfıyla 13.05.1998 tarihinde Maliye Hâzinesi adına tespitinin yapıldığı ve tespitin 06.09.1999 tarihinde kesinleşerek tapuya orman vasfıyla Maliye Hâzinesi adına tescilin yapıldığı, 131 ada 75 parselin ise yine kadastro çalışmaları sırasında 24.04.1997 tarihinde orman vasfıyla Maliye Hâzinesi adına tespitinin yapıldığı ve tespitin 06.04.1999 tarihinde kesinleşerek orman vasfıyla tapuya Maliye Hâzinesi adına tescilin yapıldığı, talebe konu muhdesatların bir kısmının 161 ada 47, bir kısmının ise 131 ada 75 parsel üzerinde bulundukları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur(4721 s.lı TMK mad.684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad.718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Kavak ve söğüt ağaçlan, kendiliğinden yetişebilen ya da ekonomik amaçla yetiştirilen ve kesilip satılabilen ağaçlar olması nedeniyle muhdesat niteliğinde kabul edilmemektedir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunumun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da hukuki değer verilemeyeceği gözönünde bulundurulmalıdır.
Bunun yanında, talebin niteliği gözetilerek davacının talebinin bir yandan da mülkiyet hakkının ihlali açısından incelenmesi gerektiğinden (Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 numaralı … başvurusu), davacının, Hâzineye ait ve özel mülkiyete konu olamayacak bir taşınmazı kullanması sebebiyle haksız zilyet durumunda olduğu açık olmakla birlikte, mülkiyet hakkı sahibi davalı tarafça davacının taşınmazdan tahliyesi yoluna gidilip gidilmediğinin, ecrimisil bedeli tahsil ettirilip ettirilmediğinin, davacının ev ve havuz yaparak, ağaç dikerek ve yetiştirerek taşınmazı kullanması nedeniyle muhdesatların davacı yararına ekonomik bir değerinin bulunduğundan, ağaçlar yönünden davacının Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığı, yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığı, müdahalede kamu yararına dayalı bir amaç olup olmadığı hususları yanında davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmede ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğunun gözetilmesi, özellikle kamusal makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılması, olayın gelişiminde kamu makamlarının edilgen tutumu sebebiyle bütün zarara tek başına davacının katlanması sonucuna yol açılıp açılmayacağının, şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemeyeceğinin, davacının mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulup bozulmadığının ve müdahalenin ölçülü olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Somut olaya gelince; Mahkemece, yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda davacının tespitini istediği muhdesatların orman niteliğinde olan 161 ada 47 ve 131 ada 75 parsel sayılı taşınmazlar içerisinde yer aldığından, yukarıda açıklandığı üzere Devletin hüküm ve tasarrufunda olan bu taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara hukuken değer verilemeyeceğinin dikkate alınması, özellikle yukarıda yazılı mülkiyet hakkının ihlali bakımından da inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılarak mahkeme görüşünün ortaya konulması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Maliye Hazinesi temsilcisinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve Kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.madde yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.