YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/11047
KARAR NO : 2020/3156
KARAR TARİHİ : 09.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … vekili, davalılar ile hissedar oldukları ve ortaklığın giderilmesi davasına konu 749 parsel sayılı taşınmazın üzerinde bulunan 250 m2 evin davacıya ait olduğunun tespitini talep etmiştir.
Davalılar … ve …, davayı kabul ettiklerini bildirmiş; davalı … davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davasının kabulü ile 749 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve 04.12.2015 günlü fen bilirkişisi raporunda Kat:2 olarak belirtilen 2 katlı evin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalılardan İsmail tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19. maddesine göre, kadastro tespiti öncesi yapılan muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyan” imkanı veren 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesi “sahibi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına” imkan sağlamaktadır. Anılan hüküm uyarınca “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir”. Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğurucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. 3402 sayılı Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Ancak, Yasa’nın 33. maddesinde Kadastro Kanununun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel hükümlere göre açılan davalara da uygulanacağı kabul edilmiştir. Maddede sayılan genel hükümler arasında 19. madde bulunmamaktadır. Ancak, kadastro çalışması yapılan taşınmazlarda, tutanakların askıya çıkarıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde kadastro mahkemesinde açılan davalarda veya bu süre içinde dava açılmamış tutanak kesinleşmişse, Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan öncesi nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılacak davada muhdesatın arzdan ayrı olarak beyanlar hanesine yazılması istenebilir. Bir başka anlatımla, kadastrodan sonraki hukuki sebeplere dayanılarak, genel mahkemelerde açılan davada, Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesine dayanılarak muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi dava edilemez.
Yukarıda izah edilen ilkeler ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; 749 parsel sayılı ev ve bahçe vasfında taşınmazın tapu kaydının 1995 yılında hükmen oluştuğu, dava konusu muhdesatın ise 1979 yılında tespit öncesi meydana getirildiği anlaşılmaktadır.. Eldeki dava ise 18.12.2014 tarihinde açılmış olup davanın hak düşürücü sürede açılmadığı sabittir. Mahkemece, davayı kabul eden davalıların ortaklığın giderilmesi davası neticesinde gerçekleşecek satış işleminde nazara alınması gerektiği hususu da belirtilerek davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davalı …’in yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi