YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/13937
KARAR NO : 2020/2729
KARAR TARİHİ : 01.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davaya konu 15 parselde kayıtlı taşınmazda davacının hissedar olduğunu, … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2011/1337 Esas sayılı dosyada ortaklığın giderilmesi davasının görülmeye devam ettiğinin, davacının dava konusu 15 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine 1500 adet ağaç diktiğini, balık beslemek amacıyla su göleti yaptığını, ev ve evin önüne de çardak yaptığını, yine taşınmaz üzerinde davacıya ait trafo olduğunu, bu nedenle bu muhdesatların davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, 6100 sayılı Yasa’nın 119. maddesinin b fıkrasına göre dava dilekçesinde davalıların adı, soyadı ve adreslerinin bulunması gerektiği, davacı vekilinin ihtaratlı davetiye tebliğine rağmen verilen 1 haftalık kesin süre içerisinde bir kısım davalıların açık adreslerini ve kimlik numarasını bildirmediği anlaşıldığından, HMK’nin 119. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti istemine ilişkidir.
Bilindiği ve 6100 sayılı HMK’nin 27. maddesinde yazılı olduğu üzere; davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını da içermektedir. Mahkemece gerekli uyarıyı taşıyan çağrı kâğıdının usulüne uygun şekilde davalılara tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun taraf teşkilinin gerçekleşmesinden sonra işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekir. Nitekim taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınmalıdır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Tebligat muhatabın bilinen son adresinde yapılır”. 6099 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.” Aynı Yasa’nın, tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine 6099 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 21/2.maddesinde de; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükümlerine yer verilmiştir. Söz konusu 7201 sayılı Yasa’nın 10. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin kanun gerekçesinde, kişilere getirilen adres kayıt sistemi zorunluluğu ile birlikte işleyişin kolaylaştığı dile getirilmiş, ancak yapılan yeni düzenlemeyle, öncelikle yine bilinen en son adrese tebligat yapılacağı, tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması halinde, muhatabın 5490 sayılı Kanun’a göre adres kayıt sistemindeki adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı açıklanmış, değişiklik ile birlikte adres kayıt sistemi dışında başkaca adres araştırması yapılmasının gerekmeyeceği vurgulanmıştır.
Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/1. maddesinde ise; “Tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır.” Aynı maddenin 2. fıkrasında da; “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır, ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz.” düzenlemeleri getirilmiştir.
Tüm bu açıklamalar doğrultusunda kişiye önce bilinen en son adresi esas alınarak (bilinen bir adresi yok ise adres kayıt sistemindeki adresi esas alınarak) tebligat çıkartılmalı, adres tebligata elverişli değilse ya da tebligat yapılamazsa, adres kayıt sistemindeki adresine, buna ilişkin şerh de düşülerek 21/2. madde uyarınca tebligat çıkartılmalıdır.
Diğer taraftan, usul hükümleri yargılamayı kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla getirilen düzenlemeler olup, zorunluluk olmadıkça usuli eksiklik davanın reddi veya açılmamış sayılmasına gerekçe yapılmamalıdır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nin 119/1 maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmış, 119/2 maddesinde ise; 119/1 de sayılan bentlerden (a), (d), (e), (f), (g) bentleri dışında kalan hususlarda eksiklik bulunması halinde, hakimin eksikliği tamamlaması için davacı tarafa bir haftalık kesin süre verileceği, bu süre içinde eksiklik tamamlanmadığı taktirde davanın açılmamış sayılacağı belirtilmiştir.
Anılan Kanun’un 119. maddesinde belirtilen husus, dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış, bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının istenmesi, tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımın davacıya ihtar edilmesidir. Aksine düşünce, gerek Tebligat Kanunu’nun tebligata ilişkin ilgili hükümlerini (Tebligat Kanunu mad. 21- 25-28), gerekse Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ilanen tebliğ ile ilgili 48 ve devamı maddelerini işlevsiz hale getirecektir.
Somut olaya gelince; davacı vekili tarafından 31.05.2013 havale tarihli dilekçe ile davalı … mirasçılarının davaya dahil edildiği, bu dilekçede dahili davalıların adreslerinin ve kimlik bilgilerinin bildirilmemesi üzerine davacı vekiline 19.03.2014 tarihli ara kararı ile tebligata yarar açık adreslerin veya kimlik numaralarının bildirilmesi için HMK’nin 119. maddesi gereği tebliğden itibaren bir hafta kesin süre verildiği, gerekli ihtaratı da içeren ara kararın davacı vekiline 02.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekili tarafından süresi içinde sunulan 09.04.2014 tarihli dilekçesinde, davalıların adreslerine ulaşılamadığını fakat ortaklığın giderilmesi dava dosyasında adres araştırması yapıldığının, buna ilişkin müzekkereyi dilekçe ekinde sunduklarının beyan edildiği, dilekçe ekinde sunulan müzekkerede dahili davalıların adreslerinin gösterildiği anlaşılmaktadır.
O halde, davacı tarafça süresi içinde sunduğu dilekçe ekindeki müzekkerede yer alan dahili davalılara ait adreslerin bilinen son adresleri olarak kabul edilmesi ve davalılara yukarıda yazılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre usulüne uygun tebliğin sağlanması, aksi takdirde oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar veril