Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/6150 E. 2017/15503 K. 16.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/6150
KARAR NO : 2017/15503
KARAR TARİHİ : 16.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR
Dava dilekçesinde, davacı …’in 09.05.2008 tarihinde evlendiği davalı Sevgi ile 10.11.2011 tarihinde boşandıklarını, …nin taraflar evlenmeden önce Sevgi’nin başka bir erkekle evlilik dışı ilişkisinden 25.06.2002 tarihinde doğduğunu, …nin davacı hanesindeki nüfus kaydının iptali ile davalı anne Sevği hanesine tescili istenilmiş, mahkemece, aile mahkemesi sıfatıyla bakılan dava soybağının reddi olarak nitelendirilip hakdüşürücü süreden reddine dair verilen karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tesbit etmek görevi hakime aittir.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; davanın, soybağının reddi-sonradan evlenme yoluyla soybağının düzeltilmesine itiraz veya nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, soybağı birbirinin soyundan gelen kişiler arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden, bu kavram içerisinde kan bağının yanında hukuki münasebetin de bulunması, diğer bir ifadeyle kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içerisinde oluşması zorunludur. Türk Medeni Kanununun 282. maddesi uyarınca, çocuk ile ana arasında soybağı doğumla, baba ile arasında soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle, ayrıca evlat edinme yoluyla ve kısaca af kanunları olarak nitelendirilen bir evlenme aktine dayanmayan birleşmelerden doğan çocukların neseplerinin düzeltilmesine ilişkin kanunlara göre de kurulur. (HGK 30.01.2008 gün 2008/2-36-47 sayılı kararı)
Öte yandan Türk Medeni Kanunu’nun 36/1. maddesine göre, kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanunun 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35/1. maddeleri uyarınca, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiç bir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz, ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının

düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.02.1998, 2-87/77 sayılı kararı) Soybağının reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Soybağının reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi doğru olarak meydana gelmiş ve kütüğe tescil edilmiştir. Ancak bu doğru daha sonra soybağının reddi davası ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirildiği söz konusudur. (HGK 30.01.2008 gün 2008/2-36-47 sayılı kararı)
Somut olayda; evlilik dışı 25.06.2002 tarihinde doğan …davalı anne Sevği hanesine baba adı Mehmet Sami olarak 26.07.2006 tarihinde tescil edildikten sonra, davacı ile davalının 09.05.2008 tarihinde evlenmeleri sırasında tarafların yazılı müracaatı üzerine 16.06.2008 tarihinde davacının nüfusuna tescil edilmiştir.
Davada, …nin baba yönünden nüfus kaydının düzeltilmesi istenilmiştir. İddianın kabulü halinde, yukarıda da açıklandığı gibi; …nin kayden babası görünen davacı … yönünden nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığından, baştan yanlış olarak kütüğe kaydedildiğinden ve tarafların bundan haberdar olduklarından söz edilmesi gereklidir. Bu itibarla davanın soybağı ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile özellikle davalı anne Sevği’nin 30.03.2015 havale tarihli davaya cevap dilekçesi, 07.09.2015 havale tarihli ikinci cevap dilekçesi ve 27.10.2015 tarihli duruşmada ısrarla beyanlarından; …nin davacı ile evlenmeden önce doğduğu, babasının davacı olmadığı, bu durumu davacının bildiği ve bilerek isteyerek evlendikten sonra çocuğu kendi nüfusuna geçirdiği, davacının iddialarının, davalı beyanları ile doğrulandığı; maddi gerçek bu şekilde ortada iken sadece davacının, davalı …’nin evlilik dışı çocuğunu evlendikten sonra nüfusuna kendi çocuğu gibi kaydettirmesini, başlangıçtan itibaren tarafların bildiği ve baştan yanlış kütüğe geçirilen çocuk ile kayden baba olan davacı arasında soybağı tesis etmeyeceği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, soybağı davaları ile nüfus düzeltim davaları arasında davanın tarafları dava açması süresi ve ispat kuralları bakımından ciddi ayrımlar bulunduğu açıktır. Bir davada olayları açıklamak taraflara, hukuki niteleme hakime aittir. Dava, gerçeğe aykırı olarak nüfus kütüğünde gerçek babası yerine, davacı …’in nüfusuna onun çocuğu olarak hatalı şekilde tescil edilen …nin bu hatalı kaydının düzeltilmesi istemine ilişkin olup, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36/1-a maddesinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlandığından; mahkemece, davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatı ile bakılıp işin esasının incelenmesi gerekirken, aile mahkemesi sıfatı ile yargılama yapılarak davanın hakdüşürü süreden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.