YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/9894
KARAR NO : 2020/3097
KARAR TARİHİ : 08.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : TMK 713 deki Tapu Kayıt Malikinin Ölümü Ve Zilyetliğe Dayalı Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar vekili, 4874 ada 6 parselde kayıtlı taşınmazın tapuda müşterek mülkiyet hükümlerine göre 1/4’er pay ile … (… oğlu), … (…oğlu), … ve … (…oğlu) adına kayıtlı olduğunu, taşınmazda davacıların murisi …’nun 1960 yılında malik sıfatıyla zilyetliğinin başladığını ve ölümüne kadar zilyetliğinin sürdüğünü, ölümünden sonra taşınmazın vekil edenlerine intikal ettiğini, tapuda malik olarak yazılı kişilerin 20 yıldan fazla bir süre önce ölmüş olduğunu, tapu kaydının hukuki kıymetini kaybettiğini, vekil edenleri lehine TMK’nin 713. maddesi uyarınca kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürerek 4874 ada 6 parselin tapu kaydının iptali ile vekil edenlerinin miras payları oranında adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile … vekili, davacılar lehine TMK’nin 713/2. maddesinde aranılan şartların gerçekleşmediğini açıklayarak, ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemenin, davacılar açısından TMK’nin 713/2.maddesinde aranılan şartlar gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin ilk kararı davacılar vekillerinin temyizi üzerine Dairenin 20.02.2014 tarihli ve 2013/4000 Esas, 2014/2914
Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Davacılar vekilinin karar düzeltme isteği de Dairenin 24.06.2014 tarihli ve 2014/11408 Esas, 2014/13376 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, tapu kayıt maliklerinin bilinen kişi olduğu belirlenmesi ve mirasçıları da davaya dahil edilmiş olması sebebiyle davanın reddi karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir taşınmazın tamamının veya belli bir payının koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesidir. Anılan fıkranın önceki düzenlemesinde “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir. Kanun maddesinde yazılı her üç neden ayrı davaların konusudur.
Aynı Kanun maddesinin 1. fıkrasında ise; “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” düzenlemesine yer verilmiş, 5. fıkranın son cümlesinde de; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre; tapulu bir taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi adına tesciline karar verilmesi için, malikin ya da paydaşın ölmüş olması, yukarıda açıklanan koşullarda en az 20 yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla, belirtilen koşulların tamamlanmasıyla mülkiyet kendiliğinden zilyede geçmiş olur. Mahkemece, sonradan verilen iptal ve tescile ilişkin karar yenilik doğurucu (inşai) nitelikte olmayıp, önceden doğmuş mülkiyet hakkının belirlenmesi niteliğindedir.
Her ne kadar, TMK’nin 713/2. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğü, Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasa’nın 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; TMK’nin 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi’nce yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar zilyet lehine mülkiyeti kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir.
Az yukarıda da zikredildiği üzere, TMK’nin 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması için bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşullarında gerçekleşmiş bulunması gerekir. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur. Başka anlatımla mülkiyetin kazanılabilmesi için diğer kazanma koşullarının yanında dava konusu taşınmazda davacı tarafın aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve 20 yıl süreyle zilyet ve tasarrufta bulunması gerekir.
Açıklanan ilke ve esaslar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; tapuda malik olarak yazılı kişilerin 20 yıldan fazla bir süre önce ölmüş olduğunu, tapu kaydının hukuki kıymetini kaybettiğini, vekil edenleri lehine TMK’nin 713. maddesi uyarınca kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürmüştür. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK mad. 33). Dava, bilinmeme sebebine dayalı tapu iptal ve tescil olarak nitelendirilmiş ise de dava dilekçesi içeriği ve Dairenin 20.02.2014 tarihli ve 2013/4000 Esas, 2014/2914 Karar sayılı ilamındaki davanın TMK’nin 713/2. maddesinde yazılı “ölüm” sebebine dayanılarak açılan iptal ve tescil isteği olduğuna ilişkin nitelendirme dikkate alınarak davanın TMK’nin 713/2. maddesinde yazılı “ölüm” sebebine dayanılarak açılan iptal ve tescil isteği olduğu açıktır. Mahkemece, gerekçeli kararın talep kısmında mahkemece talebin kayıt malikinin 20 yıldan fazla bir süredir ölmüş olduğu şeklinde özetlendiği ve bozma ilamına uyularak taraf teşkili sağlandığı halde davanın hukuki nitelendirmesinde hataya düşülmüştür. Davacılar tarafından ölüm hukuki sebebine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunulduğu halde, mahkemece maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan hukuki nitelendirmesi kapsamında değerlendirme sonucunda davanın reddine karar verilmiş, ölüm hukuki sebebine dayalı olarak inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek TMK’nin 713/2.maddesindeki ölüm nedenine dayalı tapu iptali ve tescil şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak ve hasıl olacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.