YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/10112
KARAR NO : 2020/1185
KARAR TARİHİ : 11.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.02.2020 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Avukat … geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, miras bırakanları …’ın da malik olduğu davaya konu 8 parça taşınmazın kadastro tespiti sırasında davalılar adına tespit edildiğini, ancak Karaman Kadastro Mahkemesinin 1998/33 Esas, 2007/2 Karar sayılı kararı ile payları oranında adlarına tescil kararı verildiğini ve kararın kesinleştiğini, buna rağmen çekişmeye konu taşınmazları sadece davalıların kullandıklarını, ecrimisil talep ettikleri halde sonuç alamadıklarını, bu konuda 27.07.2010 tarihinde ihtarname gönderdiklerini ancak sonuçsuz kaldığını, zaten Kadastro Mahkemesi kararının da ihtar niteliğinde olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesine, şimdilik 75.000,00 TL ürün bedelinin ve ecrimisilin 1994 yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında ıslahla ecrimisil miktarını 92.024,24 TL’ye yükseltmişlerdir.
Davalılar, davacıların paylarından yararlanmalarına engel olmalarının sözkonusu olmadığını, taksim önerisinde bulunduklarını, ancak davacıların cevap vermediklerini, bunun üzerine taşınmazların bir bölümünü davacıların kullanımı için boş bırakarak tasarruf ettiklerini, intifadan men edilmediklerini, 5 yıldan fazlaya ilişkin ecrimisil talebinin zamanaşımına uğradığını, taşınmazlardaki ağaçları kendilerinin yetiştirdiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece ilk hükümle, davacıların iddiasının sabit olduğu gerekçesi ile elatmanın önlemesi ve ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 03.11.2015 tarihli ve 2014/3976 Esas, 2015/12530 Karar sayılı ilamı ile ‘ …çekişmeye konu 154 ada 89, 90 parsel ve 155 ada 155 parsel sayılı taşınmazları davalıların, 155 ada 158 ve 160 parsel sayılı taşınmazları davalı …’ün, 155 ada 157 parsel sayılı taşınmazı davalı …’ın, 155 ada 159 parsel sayılı taşınmazı davalı …’in 155 ada 161 parsel sayılı taşınmazı davalı …’nın tasarruf ettikleri, bu taşınmazlarda davacıların kullandıkları ve kullanabilecekleri bölümlerin bulunmadığı belirlenmek suretiyle bu taşınmazlar bakımından davacıların miras payları oranında elatmanın önlenmesine karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davalılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. … hükme esas alınan bilirkişi raporunun da denetime elverişli olduğu söylenemez. Şöyle ki; davalı tarafça aşamalarda çekişmeye konu 89 nolu parselin ırmak kenarında bulunması sebebi ile 40.000 m2’lik bölümünde tarım yapılamadığının iddia edildiği, ziraat bilirkişileri … ve …’ün 05.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda yeralan resimlerde de; 154 ada 89 nolu parselin bir bölümünde zeminde su birikintilerinin bulunduğu görüldüğü halde, anılan raporda; bu parselde ırmak taşkınlığı sebebi ile kullanılmayan, diğer bir söyleyişle tarıma elverişli olmayan bölümünün bulunup bulunmadığı konusunda bir açıklama yapılmadığı, bir taşınmazın tarıma elverişli olup olmadığı konusunda değerlendirme yapma yetkisi uzmanlığı gereği ziraat bilirkişilerine ait olduğu halde, ziraat bilirkişilerinin düzenledikleri ek raporlarında; bu iddianın kadastro bilirkişi raporundaki ölçümlerle örtüşmediğinden bahsedilerek, davalıların bu yöndeki itirazlarının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde karşılanmadığı görülmektedir. Öte yandan, Mahkemece, her bir davalının, dava konusu yapılan 8 taşınmazda ayrı ayrı sorumlu oldukları ecrimisil miktarı belirtilmek suretiyle hüküm kurulması yoluna gidildiği halde, ecrimisile konu taşınmazların her birinin ayrı ayrı getireceği ecrimisil ile bu ecrimisilden davalıların herbirinin sorumlu tutulabilecekleri ecrimisil hesabını gösterir bilirkişilerden Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmadan ve taraflara bu konuda beyanda bulunma imkanı sağlanmadan, düzenlenen rapor üzerinden mahkeme hakimince her bir taşınmaz için ayrıca hesaplama yapılarak sonuca gidilmiştir.Hâl böyle olunca, yukarıda belirtilen eksiklikleri karşılayacak şekilde ziraat bilirkişilerinden denetime elverişli rapor alınması, toplanacak delillerin, toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek sonuca gidilmiş olması doğru değildir…’ gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince bozmaya uyma sonucu yeniden yapılan yargılama neticesinde, bozmadan önce olan 2010/382 Esas, 2013/605 Karar sayılı ve 10.12.2013 tarihli gerekçeli kararın A-2 ve A-3 nolu hüküm fıkraları kesinleştiğinden bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalılarca ortak olarak kullanılan 154 ada 89, 90 ve 155 ada 155 parsel sayılı taşınmazlar yönünden belirlenen ecrimisil bedelinin tüm davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacılara payları oranında verilmesine, dava konusu diğer taşınmazlara ilişkin olarak da, her bir davalının kullandığı parsele yönelik olarak hesaplanan ecrimisil bedelinin davacılara payları oranında verilmesine karar verilmesi üzerine, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davalılar vekilinin aşağıdaki bentler dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu 154 ada 89 ve 90, 155 ada 155, 157, 158, 159, 160 ve 161 parsel sayılı taşınmazların Karaman Kadastro Mahkemesinin 01.02.2007 tarihli ve 1998/33 Esas, 2007/2 Karar sayılı kararı ile davacılar ve davalılar adına paylı mülkiyet olarak tespit ve tesciline karar verildiği, anılan kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 28.12.2009 tarihinde kesinleştiği, davacıların, PTT kanalı ile davalılara 27.07.2010 tarihli ihtarname gönderdikleri anlaşılmaktadır.
Somut olayda, Mahkemece dava konusu taşınmazlara davalılarca yapılan elatmanın önlenmesine ilişkin ilk karara yönelik temyiz itirazları 1. Hukuk Dairesince yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Mahkemece bozmadan sonra bahsi geçen hükümler yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilmişse de, bozma kapsamı dışında kalan hususlar davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmakla birlikte yeniden hüküm kurulmalıdır. Bozma kapsamı dışında kalan hususlarda açıkça onama kararı bulunmadığından, bu haliyle kararın infazında tereddüt hasıl olacağından ve HGK kararları da bu yönde olduğundan Mahkemece, HMK’nin 297/2. maddesi gereği tüm talepler yönünden yeniden hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde elatmanın önlenmesine ilişkin talepler yönünden verilen kararın kesinleştiği gerekçesiyle, yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına şeklinde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca, bozma ilamında, hükmedilen ecrimisilden davalıların herbirinin sorumlu tutulabilecekleri ecrimisil hesabını gösterir bilirkişilerden Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen Mahkemece davalıların ortak kullandığı 154 ada 89 ve 90 parsel ile 155 ada 155 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak hesaplanan ecrimisil tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmiş olması yanlış olmuştur. Şöyle ki, bahse konu parseller yönünden bozma ilamına uyulduğu halde bozma gereklerini yerine getirilmemiş, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan fen bilirkişi raporunda ortak kullanılan taşınmazlarda her bir davalının kullandığı alan belirlenmiş, keza bozma sonrası alınan ziraat bilirkişi raprunda da her bir davalının sorumlu olduğu ecrimisil miktarı belirlenmiştir. O halde Mahkemece yapılması gereken iş, ortak kullanılan taşınmazlarda her bir davalının kullandığı alana göre, davalıların ecrimisil tazminatından sorumlu oldukları bir hüküm kurmak olmalıdır. Bu husus düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi yanlış olduğundan hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 2.540,00 TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalılara verilmesine,
taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacılar vekili dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar yönünden davalıların müdahalesinin önlenmesine, 75.000,00 TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında ecrimisil miktarını ıslah ile 92,024 TL’ye yükseltmiştir.
Mahkemece, müdahalenin önlenmesi ve ecrimisil talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.11.2015 tarihli kararı ile davacıların miras payları oranında el atmanın önlenmesine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı, davalılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının yerinde olmadığı belirtilerek temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, hüküm ecrimisile yönelik karar yönünden bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; bozmadan önce verilen kararın A-2 ve A-3 numaralı hüküm fıkraları kesinleştiğinden bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalılarca ortak olarak kullanılan 154 ada 89, 90 ve 155 ada 155 parsel sayılı taşınmazlar yönünden belirlenen ecrimisil bedelinin tüm davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacılara payları oranında verilmesine, dava konusu diğer taşınmazlara ilişkin olarak da, her bir davalının kullandığı parsele yönelik olarak hesaplanan ecrimisil bedelinin davacılara payları oranında verilmesine karar verilmesi üzerine, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece verilen ilk hüküm, ecrimisil yönünden bozulmuş, hükme yönelik diğer temyiz itirazları reddedilmiştir.
Yargıtay temyiz edilen kararın bir kısmını onayıp, bir kısmıını bozabilir. Böyle bir durumda ortada bir “Kısmi onama ve kısmi bozma” kararı bulunacaktır. Böyle bir durumda mahkeme kısmi bozmaya uysa bile artık hükmün onanan bölümü üzerinde yeni bir inceleme yapamaz. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. Baskı 1984, Cilt:4, Sayfa:3397-3398)
Öğretide, bir davadaki birden fazla talepten bir veya daha fazlası hakkında verilen kararın bozma kapsamı dışında kalması halinde, o karara yönelik açık bir onama hükmü olmasa dahi, ortada kısmi bir bozma ve kısmi bir onama kararının bulunacağı kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, açık bir onama hükmü bulunmasa dahi, salt taleplerden biri veya daha fazlası hakkındaki yerel mahkeme kararına ilişkin temyiz itirazları Yargıtayca reddedilmiş ve böylece kararın o bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmış ise, reddedilen temyiz itirazlarının ilgili bulunduğu karar bölümü onanmış sayılır.(Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. Baskı 1984)
Hükmün bir bölümünün taraflarca o yönden temyiz yoluna gidilmemesi nedeniyle kesinleşmesi veya temyiz edilip de bozma kapsamı dışında kalması arasında; gerek kesin hükmün bağlayıcılığı gerek infaz kabiliyeti ve gerekse o konudaki uyuşmazlığın artık mahkemece yeniden ele alınmasının mümkün bulunmaması yönlerinden, herhangi bir fark yoktur. ( 23.10.2002 tarihli Hukuk Genel Kurulu, 2002/11-633 E. 2002/847 K.)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.03.1992 tarihli 1992/2-121 Esas 1992/197 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yine usule ilişkin kazanılmış hak konusundaki 09.05.1960 tarihli 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da öğretide ve uygulamada aynı sonucu doğuracak şekilde yorumlanmıştır (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Usulü 3. Baskı 1977)
Yargıtayca bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde, bozulan kararın bozma sebeplerinin kapsamı dışında kalmış kısımlarının kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usuli hükümdür. (04.02.1959 tarihli 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)
Hukuk Genel Kurulu, 27.06.2018 tarihli ve 2017/11-107 Esas 2018/1260 Karar sayılı kararında uyuşmazlığın esasının görüşülmesinden önce yerel mahkemece direnme kararının hüküm kısmında karşı dava bakımından, “.. tesis olunan ilk karar temyiz ve karar düzeltme istemleri reddedilmek suretiyle kesinleşmiş olduğundan karşı dava hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına..” denilmek suretiyle sadece asıl dava yönünden hüküm kurulmuş olmasının HMK’nin “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesi ve “Hükmün Yazılması” başlıklı 298. maddesine aykırı olup olmadığı ön sorun olarak ele alınıp incelenmiş, kesinleşerek uyuşmazlık konusu olmaktan çıkan hususlar hakkında yeniden hüküm kurulmasına gerek olmadığı, direnme kararının usulüne uygun olduğu, ön sorunun bulunmadığı hususu oy birliğiyle kabul edilmiştir.
Mahkemece verilen ilk hüküm, ecrimisil yönünden bozulmuş, diğer temyiz itirazları ise reddedilmiştir. Temyiz itirazı reddedilerek bozma kapsamı dışında kalan hüküm bölümünün onandığı ve kesinleştiğinin kabulü gerekir. Bu kısımlar yönünden yeniden hüküm kurulmasına gerek yoktur. Hükmün bütünlüğü yönünden verilen kararda, yeniden hüküm kurmaya yer olmayan hususlar belirtilmek suretiyle, karar vermeye yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, bozma kararının bu yöne ilişkin kısmına katılmıyorum. 11.02.2020