Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/1332 E. 2020/5888 K. 07.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/1332
KARAR NO : 2020/5888
KARAR TARİHİ : 07.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Zilyetliğe Dayalı Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava dilekçesinde, kadastro tespiti ile Hazine adına tapuya tescil edilen 764 ada 1 sayılı taşınmaza yaklaşık 50-60 yıldan bu yana iyiniyetle zilyetliği ve tasarrufunda bulundurduğunu ileri sürerek taşınmazın Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile kendi adına tapuya tescil edilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve … Belediyesi vekilleri davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, kesin hüküm nedeni ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitinden önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma hukuksal nedenlerine dayalı olarak TMK’nin 713/1 ve 996, 3402 sayılı Yasa’nın 14. maddesi gereğince açılmış mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, dava kesin hüküm nedeni ile reddedilmiş olduğundan öncelikle dava şartı olan kesin hüküm üzerinde durulmalıdır.
Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Dava şartları gerçekleşmeden bir davanın esası incelenemez; davanın incelenip karara bağlanabilmesi, dava şartlarının varlığı veya yokluğuna bağlıdır. Hakim, dava şartı eksikliğini kendiliğinden dikkate alır, tarafların bu konuda ayrıca talepte bulunmasına gerek yoktur. Ancak, taraflar bu konuda hakime yardımcı olabilir, hakimin bu konuya dikkatini çekebilirler. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez. Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.
Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da, açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı HMK’un 115. maddesinde belirlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
Kesin hüküm, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda dava şartı olarak kabul edilmiştir. Buna göre kesin hüküm, 6100 sayılı HMK’nin 303. maddesinde “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir…” hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre kesin hükümden bahsedebilmek için; a)davanın taraflarının aynı olması ve b) dava sebeplerinin aynı olması ve c) dava konusunun aynı olması gerekir. Tarafların aynı olmasından anlaşılması gereken; her iki davada da tarafların aynı kişiler olması anlamına gelir. Ancak bir hükmün daha sonra açılan bir davada maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesi için şekli anlamda kesinleşmiş olması bir başka ifade ile derdest olmaması gerekir. Hükmün kesinleştiği de HMK’nin 302/4.maddesi gereği ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir. Kesin hüküm, taraflar ve tarafların küllî halefleri için olumsuz dava şartıdır.
Uyuşmazlık konusu … İli … İlçesi … Mahallesi 764 ada 1 parsel sayılı taşınmaz 28.11.1987 tarihinde kesinleşen tespit kadastrosu ile tespit harici bırakıldığı, Hazine tarafından, davalılar …aleyhine taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altına bulunan yerlerden olduğu iddia edilerek davalıların müdahalelerinin men’i ile taşınmazın Hazine adına tescili için dava açıldığı, yargılamanın … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/14 Esas ve 2003/207 Karar sayılı dosyası üzerinden görüldüğü ve 17.06.2003 tarihli karar ile davanın kabulü ile davalıların müdahalelerinin men’i ile taşınmazın “ziraat arazisi” vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, Yargıtay denetiminden geçen karar sonucu taşınmaz 09.09.2004 tarihli ve 892 yevmiye numaralı işlem ile hükmen Hazine adına tapuya tescil edilmiştir.
Davacı … 16.12.2014 tarihli oturumda dava konusu taşınmazı 30-35 yıldan beri kullandığını, daha önce Boti Yalçın’ın kullandığını, adı geçenin taşınmazı kendisine sattığını, satış tarihinden itibaren de kendisinin zilyetliği devam ettirdiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, Hasan mirasçıları yönünden davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiş ise de mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki: davalı … kesin hüküm kabul edilen davanın tarafı olmadığı, halefiyet yolu ile Boti Yalçın’dan taşınmazın satın alınması sebebi ile zilyetliğin sürdürüldüğü, ancak taşınmazın satın alındığı beyan edilen 30-35 yıl öncesi kabul edildiğinde takribi olarak 1980-1984 yıllarından itibaren davacı …’in taşınmaza zilyet olduğu, kesin hüküm kabul edilen önceki zilyet Boti Yalçın hakkında verilen kararın, dava ve kesinleşme tarihleri dikkate alındığında halefiyet yolu ile davacı yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı, çünkü davanın görüldüğü tarihlerde davacının iddiasına göre hükmen tescil dosyasının davalısı Boti değil davacının zilyet olduğu, ancak hükmen tescil dosyasında toplanılan delillerin eldeki dosya yönünden güçlü delil oluşturacağı, güçlü delilinde ancak başka bir güçlü delil ile ortadan kaldırılabileceği kuşkusuzdur. Dolayısıyla davacının davasının kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Buna göre; TMK’nin 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerine dayalı olarak şahıslar tarafından açılan tescil davaları kamusal yönü ağırlıklı olan davalar olduğundan hakim tarafından her aşamada re’sen araştırma ve inceleme yapma olanağı mevcuttur. Bu itibarla şahıslar lehine zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, başka bir deyişle dava konusu taşınmazın zilyetlikle edinilmeye elverişli olup olmadığının mahkemece usulüne uygun şekilde araştırılması, dava konusu 764 ada 1 sayılı taşınmazın Hazine adına tescil hükmünün kesinleştiği tarihten geriye doğru en az 20-30 yıl öncesine ait iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının Harita Genel Kamutanlığı’ndan, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftalarının ise İl Kadastro Müdürlüğü’nden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametrik uzmanı mühendisler arasından seçilecek bir bilirkişi ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenmeleri, dava konusu taşınmazın davacının iddia ettiği gibi Boti Yalçın’ın kullanımında olup olmadığı, hangi tarihten itibaren davacının kullanımında bulunduğu, zilyetlik süresinin ne zaman başladığının yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, hava fotoğrafları ile İl Kadastro Müdürlüğü’nden istenen paftaların 1974-1984 yılları arasında çekilen ve düzenlenen fotoğraflar ile paftalar olması gerektiğinin gözetilmesi, bunların çekildikleri ve düzenlendikleri tarihlere göre dava konusu yerin kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı veya hangi nitelikte bulunduğu konularında uzman bilirkişiden Yargıtay ve tarafların denetimine açık, gerekçeli, karşılaştırmalı rapor istenmesi gerekmektedir. Bundan ayrı, üniversitelerin toprak bölümünden seçilecek bir ziraat bilirkişisi aracılığıyla dava konusu taşınmaz ve çevresindeki arazinin toprak yapısı birlikte incelenmek suretiyle dava konusu yerin kültür arazisi haline getirilen yerlerden bulunup bulunmadığı, taşınmazın imar – ihya edilip edilmediği konularında aynı şekilde gerekçeli, karşılaştırmalı, Yargıtay ve tarafların denetimine açık rapor istenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, HMK’nin 290. maddesi gereğince keşif sırasında birlikte götürülecek uzman bir fotoğrafçı bilirkişi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğraflarının çektirilerek keşfi yapan hakim tarafından onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle eksik araştırma ve inceleme sonucu davanın kesin hüküm nedeni ile reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.