YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/14145
KARAR NO : 2020/6407
KARAR TARİHİ : 20.10.2020
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Ve Ecrimisil
MAHKEMESİ : İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20.10.2010 günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılardan … ile karşı taraftan Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, vekil edeninin 1 parsel sayılı taşınmazın, davalıların ise 6 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalılar tarafından vekil edeninin taşınmazına taşkın inşaat yapıldığını, davalılar tarafından vekil edeni aleyhine daha önce açılan elatmanın önlenmesi davalarında, davalıların vekil edeninin taşınmazına toplam 103,50 m2’lik taşmasının bulunduğunun tespit edildiğini ve davaların ret edildiğini açıklayarak, davalıların elatmasının önlenmesine ve yapıların kal’ine, dava tarihinden geriye dönük beş yıl için aylık 2.000 TL ecrimisilin davalılardan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, vekil edenlerinin kötüniyetli olmadığını, bu nedenle ecrimisil talep edilemeyeceğini, vekil edenlerine herhangi bir ihtarname gönderilmediğini, parseller arasındaki duvarın davacı tarafından yapıldığını, davacıya ait yapıya ilişkin olarak yıkım kararı alındığını, bölgedeki yapılaşma sırasında parseller arasında kayma meydana geldiğini, aksine davacının yapısının vekil edenlerinin parseline tecavüzü bulunduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 1 parselde kayıtlı taşınmaza vaki müdahalenin men’i ile taşınmaz üzerindeki her biri 1,7 m2 alanlı 4 adet balkon çıktısının kal’ine, dava konusu taşınmaza davalıların haksız işgali nedeniyle 22.01.2011-21.01.2016 tarihleri arasında teraküm eden davacı hissesine düşen 23.626,98 TL ecrimisil alacağının dönem sonlarından işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş olup, karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf talebi esastan reddedilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir .
Dava; çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. a) Dosyanın incelenmesinden, dava konusu 1 ve 6 parsel sayılı taşınmazların, 29.7.2003 tarihinde tasdik edilen 1/1000 ölçekli … Boğaziçi Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları kapsamında bulunduğu, bu kapsamda 1 numaralı parselin kısmen “Konut”, kısmen “Çocuk Bahçesi” kısmen de “… Metro Güzergahı” lejantlı alanda kaldığı, 6 parsel sayılı taşınmazın ise “Konut” alanında kaldığı, bahsi geçen imar çalışmasının İstanbul 4.İdare Mahkemesi’nin 17.2.2010 tarih, 2007/1168 Esas ve 2010/229 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği, mahkeme kararının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Eldeki davada kal talebi bulunmakla, Mahkemece, 29.7.2003 tasdik tarihli imar planına göre 1 ve 6 parsel sayılı taşınmazların konumunun/ tecavüz durumunun belirlenmesi için ek rapor alınması, ek rapor ile tespit edilecek duruma göre, imar planının iptaline ilişkin mahkeme kararının sonucunun beklenilip beklenilmeyeceğine karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.
b) Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK’nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Hal böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler ve açıklanan olgular çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılması, oluşturulacak uzman bilirkişi kurulundan, hüküm vermeye ve denetime elverişli rapor alınmak suretiyle hüküm tesis edilmesi gerekirken, bu hususlar göz ardı edilerek, Daire uygulama ve ilkelerine aykırı şekilde, tecavüzlü arsa bedelinin kendisini amorti edebileceği yıl esasından hareketle yapılan ecrimisil hesabı esas alınmak suretiyle karar verilmiş olması doğru değildir.
c) 6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesine göre, mahkeme kararında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur.
Ecrimisil davalarında talep olması halinde hükmedilecek ecrimisil bedeline tahakkuk tarihleri olan dönem sonlarından itibaren yasal oranda faiz yürütülür. Mahkemece, ecrimisil alacağının dönem sonlarından işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, dönem sonlarının kararda açıkça belirtilmemiş olması infazda tereddüt oluşturacağından doğru olmamıştır.
SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda (2-a,b,c) bentlerinde açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenle reddine, HMK’nin 373/1.maddesi gereği kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (2.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi İstanbul 23.Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.