Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/14725 E. 2020/4180 K. 30.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/14725
KARAR NO : 2020/4180
KARAR TARİHİ : 30.06.2020

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Bodrum 1. İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Bodrum 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 18.09.2017 tarihli ve 2017/280 Esas, 2017/446 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı alacaklı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, alacaklının İİK’nin 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir. Mahkemece, borçlu ile üçüncü kişi arasında 18/11/2016 tarihinde alt taşeron sözleşmesi imzalandığı, borçlunun edimini sözleşmeye göre tam olarak yerine getirmediği sözleşmenin feshedildiği, borçlunun haciz yapılan sahayı terkettiği, hacze konu menkullerin üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı alacaklı vekilince İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 27.4.2018 tarihli 2017/3477 Esas, 2018/844 Karar sayılı kararı ile, yasal 10 günlük süre içinde süre tutum dilekçesi sunulduğu, istinaf harcının aynı gün yatırıldığı, gerekçeli kararın davacı vekiline 20.10.2017 tarihinde tebliğ edildiği, ancak gerekçeli istinaf dilekçesinin tebliğ tarihinden itibaren yasal 10 günlük süresi geçtikten sonra 02.11.2017 tarihinde sunulduğu, HMK’nin 355. maddesi gereğince incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sınırlı sebeplerle yapılması gerektiği, istinaf başvuru gerekçesi gösterilmediği, kamu düzenine aykırı bir husus da tespit edilmediği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar bu kez davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamına göre; gerekçeli karar davacı alacaklı vekilinin bilinen adresine; “Muhatap adreste ikamet etmesine rağmen yazılı adresin kapalı olması nedeniyle komşusu olandan soruldu. Muhatabın nerede olduğunu bilmediğini sözlü beyan edip imzadan imtina etti…” şerhi ile 20.10.2017 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 2l/1. maddesine göre işlem yapılarak tebliğ edildiği görülmektedir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir..” hükmüne yer verildiği, Tebligat Kanunu’nun ”Tebligat Mazbatası” başlıklı 23. maddesinin 7. bendinde; ”21. maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara müteallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının” emredildiği, ”Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi” başlıklı Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ”30. ve 31. maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının” hüküm altına alındığı görülmüştür.
Somut olayda, davacı alacaklı vekiline çıkartılan gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat parçasında davacının adreste bulunmama sebebi ile ilgili net bir açıklamaya yer verilmediği, tebligat parçasında adresin kapalı olduğunun belirtildiği, vekilin adreste bulunmama nedeni araştırılmadan, yine o adresten sürekli mi yoksa geçici olarak mı ayrıldığı tespit edilmeden, geçici olarak bulunmaması halinde keyfiyetin komşuya haber verilmesi şartı yerine getirilmeksizin Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebliğ işleminin geçersiz olduğu,yine bilgi alınan komşunun ismine yer verilmediği, bu hali ile usulüne uygun şekilde gerekçeli kararın tebliğ edilmediği görülmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesince, gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğ edilmediğinin ve Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca, tebliğ tarihinin öğrenme tarihi kabul edilerek 02.11.2017 tarihinde verilen gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde verildiğinin kabulü ile dilekçede yer verilen istinaf sebeplerine göre Bölge Adliye Mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek davanın esası hakkında karar vermek gerekirken yazılı şekilde başvurunun reddine dair karar verilmesi hatalı olmuştur. Öte yandan; dava konusu mahcuzların haciz esnasında değer tespiti yapıldığına ilişkin bilgi ve belge bulunmamaktadır. Değer tespiti yapılmayan mahcuzların değer tespitinin İcra Müdürlüğü aracılığı ile yaptırılması varsa noksan harç tamamlattırılması gerektiği gözetilmeden karar verilmesi de isabetli olmamıştır.
SONUÇ: Davacı alacaklı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.