Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/15403 E. 2021/2070 K. 09.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/15403
KARAR NO : 2021/2070
KARAR TARİHİ : 09.03.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili ile bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, vekil edenlerinin maliki olduğu ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 359 ada 44 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 5 katlı binadaki dairelerden 3,6 ve 7 numaralı olanların vekil edenlerince yapıldığını belirterek, söz konusu bağımsız bölümlerin vekil edenleri tarafından yapıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, kök muris …’in 5 katlı apartmanı kardeşi davalı … ile ortak yaptırdığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, dava konusu taşınmazda bulunan binanın zemin kat ve onun üzerindeki katının muris babası tarafından yapıldığını, 7 numaralı dairenin içini … …’ün yaptırdığını, 6 numaralı dairenin içini davacı …’ün yaptırdığını, 3 numaralı dairenin davacı … ile beraber muris babasının yaptırdığını beyan etmiştir.
Mahkemece ilk hükümle, davanın kısmen kabul kısmen reddine, 359 ada 44 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 5 katlı kargir binanın içindeki; 6 numaralı dairenin … tarafından, 3 numaralı dairenin … tarafından inşaa edildiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 24.04.2017 tarihli ve 2015/364 Esas, 2017/6100 Karar sayılı ilamı ile, dava konusu taşınmazın kadastro tutanağının dosya arasına alınarak, muhdesata konu yerlerin kadastro tespit tarihinden önce mi ya da sonra mı yapıldığının belirlenmesi, tanık beyanları arasında çelişki olduğundan tanıkların yeniden dinlenerek çelişkinin giderilmesi yoluyla dava konusu bağımsız bölümlerin tamamının mı yoksa sadece içinin mi davacılar tarafından yapılıp yapılmadığının tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince bozmaya uyma kararı verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş hüküm bir kısım davalılar vekili ile davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
T.C. Anayasası’nın 141. maddesi hükmü uyarınca, duruşmaların aleniyeti kuralı gereği, tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir. Bu nedenle Mahkeme hükmü tek olduğundan ve kısa kararla aynı sonuçları taşıyacağından kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişki halinde ortada yasaya uygun bir hükmün varlığından söz edilemez. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiştir.
Yine, 6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesine göre, mahkeme kararında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur.
Somut olayda, Mahkemece, kısa kararda, açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 359 ada 44 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan beş katlı kargir binanın 6 numaralı dairenin … tarafından, 3 numaralı dairenin … tarafından inşaa edildiğinin tespitine, tapu kütüğüne bu şekilde şerh edilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ise, sadece davanın kısmen kabul kısmen reddine denilerek karar verilmiştir. Mahkemece, gerekçeli kararda, davanın kısmen kabul kısmen reddine denilmekle yetinilerek, kabul ve ret edilen taleplerin açıklanmaması, bu açıklamanın kısa kararla yapılması, az yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturduğu gibi, HMK 297/2. maddesine aykırı olarak infaza elverişli olmayan bir hüküm kurulmasına da yol açmıştır. O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, önceki karar ile bağlı olmaksızın çelişki giderilmek suretiyle yeni bir karar verilerek, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve infaza elverişli bir hüküm kurulması olmalıdır. Açıklanan bu hususlar göz önüne alınmadan, yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Bir kısım davalılar vekili ile davacılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 09.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.