Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/16296 E. 2021/1911 K. 04.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/16296
KARAR NO : 2021/1911
KARAR TARİHİ : 04.03.2021

DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
MAHKEMESİ : Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Uşak 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.2017 tarihli ve 2016/489 Esas, 2017/523 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, 125 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki iki katlı binanın müvekkiline ait olduğunun tespiti ile bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu binanın temel, birinci kat, ikinci kat ve çatı katı ile üstünün örtülmesi yani kaba inşaatının parasının müvekkilince ödendiğini, binanın kaba inşaatı tamamlandıktan sonra 1. katın içinin müvekkili tarafından yaptırılıp ikamet edilmeye başlandığını, ikinci katın içinin ise davacı tarafından yapıldığını, çatı katının ince işlerini ise tarafların ortak olarak yaptığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 16.11.2017 tarihli ve 2016/489 Esas, 2017/523 Karar sayılı kararı ile davacı tanıklarının beyanlarının birbiri ile örtüşür mahiyette olduğu, bütünlük arzettiği, tanık beyanlarından, davacının evin yapımı sırasında genel olarak yurt dışında ikamet ettiği, malzemelerin alınması, işçilik ve dava konusu taşınmazın tüm iç ve dış yapımı için gereken parayı yurtdışından gönderdiği, davalının ise evin yapımı sırasında işçilerin başında durduğu, onlara emir ve talimat ile yükümlü olduğu, işçilik ve inşaat parasının kardeşi tarafından kendisine yurt dışından gönderildiği, bu paranın davalı tarafça ve Yılmaz ismindeki bir kişi tarafından işçilere ve inşaat malzemesi satan kişilere ödendiği sonucunun hasıl olduğu, gerekçesi ile dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan zemin kat, birinci kat ve ikinci kattan ibaret betonarme binanın davacı tarafından yapıldığının tespitine, aidiyetin tespiti ile binanın tapunun beyanlar hanesine davacı adına tescili talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 10.10.2018 tarihli ve 2018/295 Esas, 2018/588 Karar sayılı kararı ile, davacı ve davalının kardeş olup dava konusu muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazın eşit paylarla adlarına kayıtlı olduğu, dava konusu muhdesatın yapıldığı tarihlerde davacının yurtdışında işçi olarak bulunduğu ve ağırlık kazanan beyanlara göre muhdesatın yapım masraflarının davacı tarafından karşılandığı, davalının inşaatla ilgilenmekle birlikte davacının temsilcisi olarak hareket ettiğinin kabulünün gerektiği gerekçesi ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir .
Bununla birlikte 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesi, muhdesatın tespiti davasının yukarıda açıklanan hukuki yarar şartı olmaksızın görülebilmesine izin veren özel yasal düzenleme getirmiştir. Anılan kanun maddesinde, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceği belirtilmiştir.
Kadastro Kanunu, kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanan özel nitelikli bir kanundur. 33. maddesinde, Kadastro Kanunu’nun uygulandığı alanların dışında da uygulanabilecek genel nitelikli maddelere yer verilmiştir. 19. madde, genel nitelikli maddeler arasında sayılmamıştır. Buna göre ancak, aynı kanunun 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması halinde muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir.
Tüm bunlardan ayrı olarak, muhdesatın tespitine ilişkin davalarda Mahkemece araştırılması gereken husus; muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına, ne zaman ve ne şekilde yaptırıldığı olup, bu hususların duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti gerekir.
Somut olaya gelince; Mahkemece davacı tanıklarının beyanlarına üstünlük tanınarak kabul kararı verilmiş ise de; müşterek tanıklardan …’ün dava konusu muhdesatın yapımı esnasında usta olarak çalıştığını, para ihtiyacını davalı vasıtası ile yurtdışında yaşayan davacıdan talep ettiğini, inşaatın yapımı esnasında davalıdan da emir ve talimat aldığını, diğer müşterek tanık …’ın davalının da kendisinden cüzi miktarda inşaat malzemesi satın aldığını, davacı tanığı …’ün dava konusu binanın kaplama, fayans, mermer vs gibi işleri için davacı ile anlaştığını, davalının oturduğu birinci kata ilişkin ise bir şey yapmadığını, tarafların kardeşi olan davalı tanığı …’ın ise tarafların alt katı davalıya, üst katı ise davacıya ait olacak şekilde bina yapımı için anlaştıklarını, yine binanın yapımında usta olarak çalışan davalı tanığı …’in davacıyı inşaat sırasında görmediğini, tüm yevmiyelerini davalıdan aldığını beyan ettiği anlaşılmıştır.
O halde Mahkemece, öncelikle taraf tanıklarının yeniden dinlenilmek sureti ile beyanları arasındaki çelişki giderilerek, taraflar arasında dava konusu muhdesatın yapım ve kullanım şekline ilişkin bir anlaşma olup olmadığı, gerek emek gerek sermaye sarfı ile kimin nam ve hesabına yapıldığı hususlarının tanıklardan sorularak hangi tarafın tanıklarının beyanlarına üstünlük tanındığının, diğer tarafın tanıklarının beyanlarının neden hükme esas alınmadığının gerekçesiyle birlikte açıklanması suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HMK’nin 373/1. maddesi gereği kararın bir örneğinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi (16.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.