YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/1704
KARAR NO : 2019/9628
KARAR TARİHİ : 30.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili ve bir kısım davalılar vekilleri tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15/10/2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı Kazım Altaş bizzat ve müşterekleri vekili Av. … ile karşı taraftan temyiz eden Hazine vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili , 7 pafta 154 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek tapu kaydının iptaline, davalıların elatmasının önlenmesine ve kıyı kenar alanında kalan yapıların yıkılmasına karar verilmisini istemiş, birleşen dosyalarda isteğini diğer kayıt maliklerine yönelik yinelemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince “… Dava, 3621 Sayılı Yasa’dan kaynaklanan tapu iptali ve sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkin olup mahkemece 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca kadastro tespiti ile dava tarihi arasında 3402 Sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Öyleyse, davacı Hazinenin öteki temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak hemen belirtilmelidir ki, her dava açıldığı tarihteki koşullara tabidir. Dava tarihinde davasında haklı olan bir tarafın, davanın devamı sırasında yürürlüğe giren bir yasa hükmü veya çıkartılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davasında haksız duruma düşen tarafın yargılama giderleri ve bu giderlerden sayılan avukatlık ücretinden sorumlu tutulamayacağı aksine somut olayda olduğu gibi 28.5.1997 tarihli ve 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre taşınmazın tamamı veya bir bölümünün, tanımı 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesinde yapılan kıyıda kaldığı belirlendiğine göre maktu harçla beraber yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu tutulması gerektiği tartışmasızdır. Ne varki, mahkemece anılan ilkeler gözardı edilmek suretiyle yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden davacı Hazinenin sorumluluğuna gidilmesi isabetsizdir …”gerekçesiyle bozulmuş, taraf vekillerince karar düzeltme istenilmesi üzerine adı geçen Dairece ” … Gerçekten de, işin esası bakımından 5841 Sayılı Yasa’nın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olması doğrudur. Ancak anılan yasa Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş ve henüz Resmi Gazete’de yayımlanmadığı için bu defa aynı tarih aynı esas ve 2011/27 sayılı karar ile iptal hükmünün de eldeki davalara uygulanmak üzere yürürlüğünün durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve usulü kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse de, Anayasa Mahkemesinin anılan karar karşısında işin esasının 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı birliştirme Kararına göre belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar çizgisine göre çözüme kavuşturulacağı; diğer taraftan, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa’nın 16. maddesiyle 3402 Sayılı Yasa’nın 36. maddesi hükmüne bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun gözetilmek suretiyle bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır …” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazın 1690,42m²’lik kısmının tapusunun iptaline, tapudan terkinine, bu yere davalıların elatmasının önlenmesi ile üzerinde bulunan yapıların yıkılmasına dair verilen karar davacı Hazine vekili ve bir kısım davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle açılan tapu kaydının iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu, yedi bloktan ibaret dört dükkanlı yüzotuzbir daireli kargir apartman nitelikli 154 parsel sayılı taşınmazı 4.806m² büyüklüğünde olup üzerinde 7 ayrı bloktan ibaret binaların bulunduğu, bilirkişi raporlarına göre “A” ve “B” ile işaretli yapıların tamamı, “C” ile işaretli yapının ise bir kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, tapulu taşınmazlarda mülkiyetin aktarılmasına ya da terkinine yönelik davalar kayıt maliklerine yöneltilir. Kayıt maliki değişmiş ise davanın yeni malike yöneltilerek sonuçlandırılması gerekir. Davacının her ne kadar HMK’nin 125. maddesine göre seçimlik hakkı var ise de, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan ve kamunun yararlanmasına terkedilmesi gereken, bedel karşılığı terki de mümkün olmayan kıyı olan taşınmaz bölümü ile ilgili olarak, davacının talebini tazminata dönüştürmesi seçeneği söz konusu değildir. Bu durumda davacının tek seçeneği, davayı, taşınmazı devralan yeni malik/maliklere karşı da tapu iptali/terkin davası olarak yürütmektir.
Somut olaya gelince, bir kısım bağımsız bölümlerin devredildiği ancak yeni kayıt maliklerinin davaya dahil edilmeden davanın neticelendirildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; eldeki davada, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu iptali isteği de olduğu gözetilerek kamu düzenini ilgilendirmesi sebebiyle, davanın, mülkiyet hakkı yönünden bağımsız bölümleri devralan yeni kayıt maliklerine de yöneltilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra karar verilmesi gerekirken yeni kayıt maliklerinin savunma hakkı kısıtlanacak şekilde taraf teşkili sağlanmadan sonuca gidilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacı Hazine vekili ve bir kısım davalılar vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
30/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.