YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3620
KARAR NO : 2019/6744
KARAR TARİHİ : 01.07.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkili ile davalıların kardeş olduklarını, muris babaları…. 30.03.1995 tarihinde öldüğünü, babalarının adına kayıtlı olan Kalkandere ilçesi Yokuşlu köyü 915, 917, 928, 930, 994, 995, 1019, 1043, 1044, 1047, 1082, 1084, 1092, 1110, 1111, 1200, 1201, 1227, 1235, 1445, 1455, 1459, 1464, 1496, 1502, 1527, 1931, 1932, 2005 ve 2007 parsel sayılı taşınmazların davalılar tarafından kendi aralarında taksim edilerek kullanıldığını ve müvekkiline pay verilmediğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre için 15.000,00 TL ecrimisil bedelinin, yaş çay parasının ve destekleme primlerinin yasal faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili 12.07.2013 tarihli dilekçesi ile 974, 975, 1177, 1178, 1195, 1928, 1258, 1503, 1935, 2047, 2049 parseller için dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık, asıl davada dava konusu olan taşınmazlardan 1455, 2005, 2007 parseller dışındaki taşınmazlar için ise 09.05.2012-12.07.2013 dönemi için ecrimisil talep etmiş, Mahkemenin 2013/178 Esasına kaydedilen dosya 04.12.2013 tarihinde temyize konu olan 2012/56 Esas sayılı dosya ile birleştirilmiştir.
Davalılardan Güleser, Emine ve … vekili, müvekkillerinin kendi ad ve hesaplarına ayrı ayrı yerleri kullandıklarını, müşterek ve müteselsilen ecrimisil istenemeyeceğini, tanıkların müvekkillerinin kullandıkları bölümleri gösterebileceğini, müvekkillerinin Çay Kur kayıtlarına göre sattıkları belirtilen yaş çayların sadece dava konusu taşınmazlardan elde edilen çay olmadığını, yarıcılık yaptıkları tarlalardan elde ettikleri çayları da çay cüzdanları ile sattıklarını, davacının uzun yıllardır …’da yaşadığını, davaya konu taşınmazlardan yararlanmayı hiç istemediğini, davacının kullanımına engel olunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl davanın ve birleşen davanın kısmen kabulü ile 14.249,21 TL ecrimisilin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtayın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlar getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Somut olaya gelince; bilirkişi raporunun hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, karara dayanak olan 04.06.2014 tarihli raporda, üzerinde çay tarımı yapıldığı belirlenmiş olan asıl davaya konu olan taşınmazların ecrimisil hesaplamasında Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünden temin edilen 2011 yılı verilerinin kullanıldığı, birleşen davanın konusu olan taşınmazların ecrimisil hesaplamasında Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünden temin edilen 2012 yılı verilerinin kullanıldığı, hesaplamanın bu veriler üzerinden dava tarihi olan 08.05.2012 tarihindeki 3,8 reel faiz oranı dikkate alınarak bulunan indirgeme faktörü kullanılarak yapıldığı belirtilmiştir.
Hâl böyle olunca, mahkemece yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılması, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlarının getirtilmesi, gerekirse yeniden keşif yapılarak ecrimisilin yukarıdaki ilkeler uyarınca uzman bilirkişilerce belirlenmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, asıl dava ve birleşen dava değerleri esas alınmak suretiyle, asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususun gözardı edilmesi de doğru olmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve bir kısım davalılar vekilinin yukarıda belirtilen temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde ayrı ayrı iadesine 01.07.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.