Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/3696 E. 2019/6556 K. 26.06.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3696
KARAR NO : 2019/6556
KARAR TARİHİ : 26.06.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR :
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, elatmanın önlenmesi davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil yönünden ise kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava konusu 10691 parsel sayılı taşınmaza komşu 10689 ve 10688 parsel malikleri tarafından haksız şekilde müdahale edildiğini ileri sürerek davalıların müdahalesinin önlenmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 12.630 TL ecrimisil bedelinin yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Süphi, dava şartlarının yerine getirilmediğini, dava dilekçesinde eksiklikler bulunduğunu, taşınmazın davacının babasına ait olması nedeniyle davacının dava açma hakkı olmadığını, var ise de babasının vefat tarihinden sonrasına ilişkin dava açabileceğini, taşınmazda elbirliği mülkiyetinin söz konusu olması nedeniyle davacının tek başına dava açamayacağını, dava konusu taşınmaz ile diğer davalıya ait taşınmazların ayrı ayrı parseller olması nedeniyle diğer davalı ile kendi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığını, ecrimisil alacağının zamanaşımına uğradığını ve taşınmaza müdahalenin söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı, beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece, yargılama sırasında davalılar tarafından müdahaleye son verildiği anlaşıldığından elatmanın önlenmesi talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına ecrimisil açısından ise, alınan bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulü ile 27/07/2015 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen 2.097,52 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 10691 parsel sayılı taşınmazın davacının miras bırakanı “Hacı Oğlu …” adına kayıtlı olduğu, komşu parsel malikleri davalıların çaplı taşınmaza kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere her dava açıldığı tarihdeki koşullara göre değerlendirilir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesine göre; ”İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”, TMK’nin 6. maddesine göre ise; ”Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklindedir.
Ayrıca miras bırakan Hacı Oğlu …’ın 02.10.2012 tarihinde ölümüyle taşınmazlardaki payı irsen intikal yoluyla davacı vd mirasçılara geçtiğinden TMK’nin 599. maddesi uyarınca murisin ölümüyle mirasçıların hak kazanacağı ilkesi gözetilerek, ölüm tarihinden öncesi dönem için ecrimisil hesaplaması yapılamaz.
Somut olayda; davacı tanığı Yusuf Keskin “ Yaklaşık beş ya da altı yıl önce davaya konu taşınmazların sınır ölçümleri yapıldı ve haksız müdahale olduğu ortaya çıktı, bunun üzerine davalı … söz konusu kullanımını ölçümden yaklaşık üç yıl sonra sona erdirmiştir. Davalı …’in son iki yıldır herhangi bir müdahalesi olmamıştır, davalı …’in ise müdahalesi olup olmadığını bilmiyorum,..” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dinlenen davacı tanığı beyanı ve dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmazın davalılardan … tarafından miras bırakan …’ın ölüm (02.10.2012) tarihinden önce terk edildiğinin görüldüğü, diğer davalı yönünden de ecrimisil talep edilen dönemi kapsar şekilde müdahalenin varlığının (davacı tarafça) yöntemince ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda Mahkemece, davacının TMK’nin 599. maddesi uyarınca murisin ölümüyle mirasçılık sıfatına hak kazanacağı ilkesi, miras bırakanın ölüm tarihi öncesi terk ve (talep edilen ecrimisil döneminde) fiili bir el atmanın tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde saptanamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalıların temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 26.06.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.