Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/3828 E. 2019/7756 K. 18.09.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3828
KARAR NO : 2019/7756
KARAR TARİHİ : 18.09.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve adli yardım talepli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazın vekil edenine ait olduğunu, davalının taşınmazı konut olarak kullanarak müdahale ettiğini açıklayarak davalının el atmasının önlenmesine ve ecrimsile karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur
Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 2159 ada 6 parselde 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlere davalının müdahalesinin önlenmesine, 22.630,00 TL ecrimisil alacağının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Kararı temyiz eden davalı … vekili tarafından kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talep edildiğine göre, bu talep hakkında karar verme yetkisi kanun yolu incelemesini yapacak olan Yargıtay’a aittir (HMK mad.336/3). Dosya arasına alınan ve dilekçe ekinde sunulan bilgi ve belgeler, Devletin mahkeme harcı almasındaki menfaati ile başvuranın mahkeme vasıtasıyla hakkını korumadaki çıkarları arasındaki adil denge, Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile bu kapsamda adalete ve mahkemeye erişim hakkı dikkate alınarak adli yardım talebi yerinde görüldüğünden, HMK’nin 334 ve devamı maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne, davalı tarafın temyiz harç ve giderlerinden geçici olarak muaf tutulmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi;
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. a. Davalı vekilinin zamanaşımı define yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def’i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), … 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.; Canbolat: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, … 2008, s.255 vd.).
Bilindiği üzere davalı, davaya cevap vermek zorunda değildir. Davanın cevapsız bırakılması ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi halinde davalının, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılacağı 6100 sayılı HMK’nin 128. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu kural, HUMK’un yürürlükte olduğu dönemde de öğreti ve yargı kararlar ile kabul edilmiştir. Ancak, süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkarı ileri sürülen vakıaların inkarı niteliğinde olup, bu inkarın zamanaşımı def’ini de kapsadığı söylenemez.
Ayrıca, davalının süresinden sonra verdiği cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı def’inde bulunabileceğini kabul etmek ıslah ile kaçırılmış olan sürenin geri getirilmesi, daha doğrusu ıslah ile davaya cevap verilmesi sonucunu doğuracaktır. Oysa ki kanun ile belirlenen süreler kesin olup, ıslah kaçırılmış olan süreleri geri getiren bir yol değildir.
Hal böyle olunca, yasal süresi geçtikten sonra verilen ve davacı tarafın itirazı ile karşılaştığı için hiç verilmemiş sayılan cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def’i ileri sürülemez (HGK’nin 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 Esas, 2017/1090 Karar sayılı kararı). Ancak süresinde verilen cevap dilekçesinin tahkikatın sonuna kadar ıslahı mümkündür.
Somut olayda, davalının süresinde cevap dilekçesi sunduğu, cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmadığı, davalı vekilinin 20.05.2015 tarihli dilekçe ile ıslah yoluyla zamanaşımı definde bulunduğu anlaşılmaktadır.
O halde, Mahkemece, davalı vekili tarafından ıslah yoluyla yapılan zamanaşımı defi hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmemesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
2. b. Davalı vekilinin 2159 ada 6 parselde 1. kat 2 nolu bağımsız bölüme ilişkin müdahalenin önlenmesi kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Mahkemece, 2159 ada 6 parselde 1. kat 2 nolu bağımsız bölüm yönünden de davalının müdahalesinin önlenmesine karar verilmiş ise de, taşınmazda dava dışı 3. kişinin oturduğu, kira gelirlerini davalının almadığı, davalının bu taşınmaza müdahalesinin dosya kapsamındaki mevcut delillerle kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. O halde, 2159 ada 6 parselde 1. kat 2 nolu bağımsız bölüme yönelik müdahalenin önlenmesi talebinin de reddine karar verilmesi gerekirken, bu bağımsız bölüm yönünden de kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davacı vekilinin tüm davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 16,70 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 18.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.