YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3921
KARAR NO : 2019/9463
KARAR TARİHİ : 23.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … vekili, davacının ve bir kısım davalıların dava konusu 17, 18 ve 51 parsel sayılı taşınmazların hissedarı olduğunu, davalıların fazla kullanımı ve müdahalesinin bulunduğunu açıklayarak, davalıların kullandıkları taşınmazlardan davacının hissesine karşılık gelecek oranlarda menine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … 02.12.2011 tarihli yargılama oturumunda, hakkında açılan davanın reddini savunmuştur.
Davalılar …, … ve …, cevap vermemişler, duruşmalara katılmamışlardır. Davalı … yargılama sırasında vefat etmiş olup mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
Mahkemece, davalı … aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının reddine, davalı … aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, davalılar … ve … aleyhine açılan el atmanın önlenmesi davasının kabulü ile, davalılardan …’ün 317 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 01.12.2014 hakim havale tarihli fen bilirkişilerinin raporunda belirtilen 6.263,46 m²’lik alanın ( …’ün kullandığı yer ) davacı hissesine karşılık gelen ( 1/8 ) 2.987,50 m²’lik kısmına vaki elatmanın önlenmesine, davalılar … ve …’ün 123 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davacı hisssesine karşılık gelen (1/8) 1.371,25 m²’lik kısmına vaki elatmanın önlenmesine, davalılar … ve …’ün 307 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davacı hisssesine karşılık gelen (1/8) 347,50 m²’lik kısmına vaki elatmanın önlenmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı … vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin davalı …’e yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalı …’in dava konusu 317 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydındaki hissesi toplamının 2.987,50 m2’ye denk geldiği, fakat fiiliyatta 17.683,63 m2 yer kullandığı, davalı …’in bu taşınmazın babasından kaldığı, mirasçılar arasında paylaşım yaptıklarını belirttiğine göre diğer mirasçıların paylarının davalı … tarafından fiilen kullanıldığının kabulü gerektiği, davalı …’in hissesi ile muris…’ün diğer mirasçılarının hisseleri toplamının 20.912,54 m2 olduğu, bu halde davalı …’in fiili olarak kullandığı yerin kendisi ile diğer mirasçıların hisseleri toplamına denk gelen alandan daha az olduğu gerekçesiyle davalı … aleyhine açılan davanın reddine karar verilmişse de, gerekçe dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere TMK’nin 706, TBK’nin 237, Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne varki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ayrıca; miras yoluyla intikal eden taşınmazların kullanım tarzlarının parsel bazında belirlenmesi mirasçılar arasında birbirlerine karşı açılacak davalarda TMK’nin paylı mülkiyet hükümlerine aykırılık teşkil edeceği tartışmasızdır. Bir başka ifade ile her bir parsel bakımından tüm paydaşların veya hissedarların aynı taşınmaz içerisinde benimsenen kullanım durumuna hukuken değer verilmesi, bunun dışındaki bir kullanıma itibar edilmemesi gerekmektedir.
Dava konusu 317 ada 1 parsel (eski 51 parsel) sayılı taşınmaz paylı mülkiyete tabi olup, davacı 06.11.2009 tarihinde hükmen tescil yoluyla pay sahibi olmuştur. Tarafların iddia ve savunmaları, tanık beyanları, mahallinde yapılan keşif, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamından, dava konusu 317 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tamamının davalılar … ve … tarafından kullanıldığı, davacının taşınmazda kullanabildiği bir yer bulunmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan bu durum karşısında, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar göz önüne alınarak, daha önce muris tarafından taşınmazların ayrı ayrı miras payı olarak paylaştırılmış olması da sonuca etkili olmadığına göre, davalı … yönünden de davanın kabulü ile davacının payına vaki elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün bu yönden 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davalı … vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 912,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.297,07 TL’nin davalı …’ten alınmasına, peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 23.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.