YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3982
KARAR NO : 2020/5088
KARAR TARİHİ : 14.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, ölüm nedeniyle mal rejimi sona erdiğinden TMK’nin 202, 218, 219 ve 225. maddeleri gereğince dava konusu 400 ada 7 numaralı parselin murisinden gelen hissesinin 1/2 payının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının dayandığı TMK’nin 202, 218, 219 ve 225. maddelerinin boşanma sırasındaki mal rejimini ilgilendirdiğinden ve açılan dava boşanma davası olmadığı için, bu maddelere dayanılmasının yasaya aykırı olduğunu; ayrıca, dava konusu taşınmazla ilgili olarak muris muvazaası sebebiyle müvekkilinin açmış olduğu davanın kabulle sonuçlandığını, kesin hüküm söz konusu olduğunu açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.05.2013 tarihli 2012/13864 Esas ve 2013/6818 Karar sayılı ilamı ile;
“Eldeki dava, harcı ödenmek suretiyle 01.08.2011 tarihinde açılmıştır.
Ladik Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda sözü edilen dosyası içerisindeki veraset belgesine göre, davacı … ile davalı …’ın ortak miras bırakanı 1929 doğumlu …’nun 16.10.2007 tarihinde öldüğü, sözü edilen kişilerin haricinde başkaca mirasçısının olmadığı anlaşılmıştır. Nüfus kayıtlarına göre Şaban: murisin evlatlığı, Zemime ise ikinci eşidir.
Tapu Müdürlüğünde düzenlenen resmi senet fotokopileri ekteki dosya içerisindedir. 28.04.2005 tarihinde satıcı: ….’nun, alıcı: …’ya 45 ada 26 parseldeki 1/2 payını 8.000 TL bedelle temlik ettiği anlaşılmıştır. 17.11.2006 tarihli resmi senet kapsamına göre; satıcı: …, alıcı: … 45 ada 26 nolu parseldeki arta kalan 1/2 payı 10.000 TL bedelle sattığı belirlenmiştir. 27.06.2007 tarihli resmi senet kapsamına göre; satıcı: …, alıcı: …, dava konusu 45 ada 26 nolu parselin tamamı 20.000 TL bedelle satışının yapıldığı belirlenmiştir. 400 ada 7 nolu imar parseline ilişkin çap kaydı getirilmiştir. 1740/2400 payın …, 660/2400 payın …adına tescilli olduğu görülmüştür. Açıklanan olgular tarafların ve Mahkemenin bilgisi dahilindedir.
Uyuşmazlık, taraflar arasında önce görülüp Yasa yollarından geçerek kesinleşen muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının eldeki dava nedeniyle kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği ve kesin hüküm teşkil etmediği takdirde eldeki davanın dinlenme olanağının bulunup bulunmadığı ile davanın kabulle sonuçlanması halinde iptal ve tescile hükmedilip edilmeyeceğinde toplanmaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak; taraflar arasında önce görülüp kesinleşen dava, eldeki dava için hukuki sebebi farklı olduğundan kesin hüküm teşkil etmeyeceği fakat güçlü delil teşkil edeceği kuşkusuzdur. Yargıtay İnançları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun “05.02.1974 tarihli ve 20/6 sayılı ilamı ile 07.10.1953 tarihli ve 1953/8-7 sayılı” ilamına göre, mal rejiminin tasfiyesinde iptal ve tescile hükmedilemeyeceği ancak, bedel talep edildiğinde yanlar arasında önce görülüp kesinleşen dava dosyası eldeki dava için güçlü delil teşkil edeceği gözönünde bulundurularak ve tarafların tüm delilleri de dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru olmamıştır.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma ilamına uyan Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince son celse mazeret bildirmelerine rağmen hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden hüküm kurulması nedeniyle temyiz edilmiş ve karar, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 19.10.2015 tarihli 2014/11009 Esas ve 2015/18549 Karar sayılı ilamıyla, adil yargılanma kuralına uyulmaması nedeniyle bozulmuştur.
Bozma sonrası davacı vekili, 27.01.2016 tarihli dilekçe ile; Yargıtay bozma ilamında ancak bedel talep edilebileceği belirtildiğinden, taleplerini ıslah ederek dava konusu taşınmazın değerinin 1/2’sini edinilmiş mal rejiminin tasfiyesi ve katılım alacağı olarak talep ettiklerini belirtmiştir.
Mahkemece bozma sonrası ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 18. maddesi ile 6100 sayılı HMK’nin 177. maddesinde yapılan değişikliğe göre; ”Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.”.
Yukarıda bahsedilen usule ilişkin yasa değişikliği, eldeki derdest davaya da uygulanır. Somut olayda Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.05.2013 tarihli ve 2012/13864 Esas 2013/6818 Karar sayılı bozma ilamı, araştırmaya yönelik olup, tahkikat devam ettiğinden davacının 27.01.2016 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak yargılama yapılıp sonuca göre karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 14.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.